Cuma, Ağustos 21, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

AYNAYA BAKARKEN

Yine bir Eylül sabahı ve ben yine elimde kahvem pencereden dışarı bakıyorum. Sabahın erken saatleri.  Zira eskisi gibi uyuyamıyorum. Kırmızı sardunyalarımın olduğu küçük balkonumun köşesine her sabah ekmek parçaları koyuyorum. Kısmet, saat 07.00’de geliyor, payına düşeni alıp gidiyor. Kısmet, alacalı bir martı. Adını ben koydum. Yoldaşım oldu bir nevi. Çocuklar da malum büyüdüler, kendi yuvalarını kurdular. Yok canım sesimin titrediğini nereden çıkarıyorsunuz. Onlar mutlu olsun, ben daha ne isterim.

Martıların çığlıklarına bir süre sonra işe yetişmek için koşturan arabalar dahil oluyor. İnsanlar, birer ikişer çıkmaya başlıyor saklandıkları yerden. Her gün yeni bir oyuna başlanıyor sanki. Ben artık seyirciyim. Zira bu oyunun içinde yeterince yer aldım. Kızıl uzun saçlı havalı kadını yine şoförü alıyor. Kasap Mustafa’nın çırağı dükkânı açmak üzere. Anaokuluna başlayan Berke, annesini yine çekiştiriyor. Belli ki okula gitmeye pek hevesli. Kahvemden bir yudum daha alıyorum. Yeni evli çift de el ele çıktılar, ne kadar da mutlular. Yüzümde bir gülümseme oluşuyor nedensiz. Gözlerim, karşı apartmandaki Naci Bey’i arıyor. Her sabah selamlaşırdık onunla. Onun da sardunyaları var, ama benimkilerden çok fazla. Her biri ile ayrı ayrı ilgilenir, kuruyan yapraklarını temizler, sular, onlarla konuşurdu. Ne oldu ki acaba? Dün torunlarım gelecek diyordu. Hay Allah, telefonu da yok ki arayayım. Neyse belki evi toparlıyordur, bugün büyük gün ne de olsa…

Siz burada bekleyin, ben içeri gidip kitabımı alayım. Naci Bey çıkarsa haber verin ama…

Şu kütüphanemi hâlâ toparlayamadım biliyor musunuz? İçi kitaplarla dolu, okuduklarımı yumurta kolilerine koymuştum. Ara sıra açıp onların da hal hatırlarını soruyorum. Gençliğimden hatıralar canlanıyor. Kimi yüzümü güldürüyor, kimi bu da neydi dedirtiyor. Ama içlerinde bir tanesi var ki onun yeri çok ayrı. Yok yok o yumurta kolisinde değil, kütüphanemin en güzel köşesinde. Canımın içi, iki gözüm…

Bakın burada başka ne var? Siz bilmezsiniz arkası işlemeli gümüş aynaları. Benim çocukluğumdan, annemden yadigâr. Hep ters durur, işlemeleri, boş duvarıma bir anlam katar. Hadi sizin şerefinize aynayı çeviriyorum. Bakabilecek cesaretim var mı ondan pek de emin değilim hani. Bir ileri bir geri baksam mı bakmasam mı derken, son bir cesaretle ‘hadi yapabilirsin’ diyorum. Aynaya bakarken, tanıyamadığım bu yüzde kendimi arıyorum, derken ambulansın acı çığlığıyla kendime geliyorum. Ne oluyor dememe kalmadan bağırışlar, çığlıklar Naci Beyi görüyorum sedyede. Son bir gayret sanki selam veriyor, görüşmek üzere der gibi. Gözümden yaşlar boşalıyor çaresiz. Boğazımda bir yumruk, yut yutabilirsen. Bir müddet öyle kalıyorum. Sonra gidip aynayı yine ters çeviriyorum. Sanki her şeyin müsebbibi oymuş gibi.

Pınar CEBECİ

instagram: okuyucu.yorumu


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir