Çarşamba, Ekim 7, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

BAVULA SIĞMAYAN

Seher gelin olup evden ayrılıyordu. Son kez odasına baktı. Divanın başında komodin niyetine duran plastik tabureden başka bir şeyi de yoktu zaten. Kardeşi Pelin gelip bacaklarına sarıldı. “Gitme,” diye ağlıyordu. Burnundan balon çıka çıka. Seher eğilerek sevgiyle kardeşine sarıldı. “Söz, seni de alacağım yanıma, senden hiç ayrılmayacağım.” “Söz ama değil mi?” “Söz, söz…” İki kardeş birbirlerine sarılmış, Pelin’in ağlaması durmuştu. Sümüklerini içine çekerek “O koca bavul niye odanın ortasında?” “Bir iki eşyam, bir iki kıyafet koydum.” Zaten evin tüm eşyalarını koysalar anca bir bavul ederdi. O sırada annesi kapıyı açtı. “De, hadi oyalanma, birazdan gelirler seni almaya.” Pelin tekrar sarıldı ablasının bacağına. “Biz hiç ayrılmayacağız, ben de gideceğim ablamla.” “He, kendi boğazlarını doyurdular da bir sen eksik kaldın.” Gözleri buğulanarak ablasına baktı. Seher gülümseyerek göz kırptı. ”Sana ne dediysem o.” Pelin gülümseyerek elindeki kırık bebeğine sarılmış pencere kenarına geçmişti. İlk o görmek istiyordu gelin arabasını.

Biraz sonra kornalar çala çala üç araba arka arkaya durdu. Davullu zurnalı karşılama ekibiyle kapının ziline basıyorlardı. Annesi “Kapı açılmıyor,” diye bağırıyordu usulden. Muhtarın oğlu zarfın içindeki paraları bölüştürmüş, kapının altından annesine uzatıyordu. Bir süre sonra kapı açıldı. Seher salonda heyecanla bekliyordu. Annesi salonun da kapısını kapatmış, ne kopartırsam kâr hesabı aynı şeyleri söyleyip duruyordu.

Nihayet kapı altından verilen parayla son kapı da açılmış oldu. Babası kırmızı kuşağını taktı. İki genç davul zurna eşliğinde kapının önünde karşılıklı oynadılar. Mahallenin çocukları “Gelin var, gelin” diye etraflarında dönüyor, kendilerine verilecek zarfı heyecanla bekliyorlardı. Pencerenin ardına saklanıp, eski günlerini hatırlayanlar da vardı, geçen bunca zamana sövenler de. Damadın arkadaşı Ali, bavulu bagaja koydu. Davulculara da para sıkıştırıldıktan sonra, Seher, anne babasının elini öpüp, arabanın ön koltuğuna kayın validesi kurulduğundan, arka koltuğa oturdu iğreti. Pelin’i gözleri aradı, ama araba çoktan hareket etmeye başlamıştı. Başını arkaya çevirerek evi gözden kayboluncaya kadar baktı.

Damat gülümseyerek konuşuyordu Seher’le. Ne de olsa mahallenin en güzel kızıydı; babası ve annesi pek muteber kişi olmasa da. Gerçi muhtarın oğlu olmasa bu aile kızlarını ona gelin diye verir miydi o da ayrı konuydu. Seher yine de evden kurtulmanın mutluluğu içindeydi. Şimdi eğer aklını kullanabilirse evinin hanımı olacaktı. Ayrı evde oturma şartıyla kabul etmişti teklifini. Kayın validesi bu duruma bozulsa da oğlunun mutluluğu için sesini çıkarmamıştı. Hem bunu sadece kendisi için istememişti ki…

Kardeşini de bir süre sonra yanına alacak. Onu okula yazdıracak. Annesinin elinin altında heba olmasını engelleyecekti. “Keşke” dedi içinden, “Pelin’i giderken görebilseydim.”

Evlendirme dairesinin önüne geldiklerinde, Seher arkadan gelen annesiyle babasının olduğu arabayı bekledi. Bir minibüs dolusu insan saçlarını başlarını düzelterek inmeye başladı. Bir umut gözü kardeşini aradı. Yoktu. Annesinin yanına gitti. “Pelin nerede? Niye gelmedi?” “Kocanın yanından bunu söylemek için mi geldin, kız?” diye azarladı annesi. “Nerede?” diye ayak diredi. “Nerede olacak, yorulmuş yatağında uyuyordu. Seslendik, kıpırdamadı bile.” “Çok kızmış olmalı” diye içinden geçirdi Seher. Yüzü gülümsedi; “Cadıya bak sen! Büyümüş de trip atıyor.” Annesi “Hadi hadi kocanın yanına,” diye iteledi Seher’i. Damatla beraber önden içeri girdiler.

Nikâhları kıyıldı. Takılar takıldı. Annesi “sen koruyamazsın, ver ben saklarım” diye atılınca dünürlerle kısa süreli bir gerginlik yaşadılar. Seher bir an önce yeni hayatına başlamak istiyordu. Kafasından geçen bir sürü hayal vardı, yarım yamalak. Zaten insan öyle bir yerde nasıl düzgün hayal kurabilirdi ki. Hayallerin bile sınırı vardı.

Nikâhtan sonra arabasına binerken annesiyle babasını getiren minibüs çoktan yolcularını alıp gitmişti. “Bitti nihayet.” dedi içinden. Bileğindeki iki altın bileziğe baktı, bir de annesinin iliştirdiği çeyrek altına. Damadın kurdelesine asılan paralar hâlâ boynundaydı. İlk defa sevgiyle elini tuttu eşinin. Sıcacıktı. Umut yeşeriverdi kurak kalmış gönlünde. Gözleri ışıldadı. “Her şey çok güzel olacaktı.”

Eve girerken damat kucağına aldı Seher’i. Eşikten içeri girerken arkalarından dostane bağırtılar yükseliyordu. O gece kadın oldu Seher. Aklı kardeşinde kalmıştı. Sabah ilk iş Pelin ile konuşacaktı. Dantellerle süslü yumuşacık yatakta uyanmanın keyfini yaşadı. Pencereden dışarı baktığında gelin arabasının arkasındaki yazıyı fark etti. “Evlendik, mutluyuz.” Horultuyla uyuyan kocasına sevgiyle baktı.

Üzerini değiştirip, mutfağa gitti. Kahvaltılarını hazırladı. Saate baktı 09.00’a geliyordu. Annesi çoktan uyanmıştı. Telefon ikinci çalışta açıldı. “Nasılsın, anne?” “Sen o kadının yanında ağzını açıp ananı koruma, sonra nasılsın, anne!” Derin bir iç çekti Seher, artık kavga etmek istemiyordu. Sadece kardeşiyle konuşmak istiyordu. “Pelin uyanmıştır, bir ver de sesini duyayım kardeşimin.” “Kalkmadı daha.” “Bu saate kadar yatmaz o bir baksana, anne.” Kadın bir taraftan yatak odasına giderken bir taraftan da söyleniyordu; “Yalan mı söylüyorum, kız! Aha işte hâlâ aynı şekilde yatıyor.” “Yanına git de örtüsünü aç, bir yüzünü göreyim bari.” “Daha bir gün olmadı, bu neyin özlemi?” diye söylenirken örtüyü bir anda açıverdi. Yatak boştu.

“Nerede bu gözü kör olmayasıca?”
“Pelin!” diye çığlık attı Seher. O sırada gözlerini ovuşturarak gelen kocası şaşkın şaşkın “Niye bağırdın, kız?” diye etrafa bakıyordu. Seher’in cevap verecek hali yoktu. “Kardeşim…” diyebildi. Annesi de evin içinde bağıra çağıra Pelin’i arıyordu. Hiçbir yerde yoktu. Evin kapısına baktı, kilitliydi.
Seher birden “Hayır,” diye bağırdı.
Telefon elinden düşmüştü. “Bavulum nerde?”
“Ne yapacaksın şimdi bavulunu?” diye soran kocasının lafını ağzına tıkarak canhıraş bağırdı.
“Nerede?”
“Bagajdadır, nerede olacak!”
“Allah’ım, ne olur yardım et, ne olur,” diyerek yalın ayak arabaya koştu.

Kocası bagajın kapısını kaldırdı. Seher titreyen elleriyle bavulu açtığında, gözleri büyüdü; ardından kopardığı çığlık mahallenin sessizliğinde yankılandı.

Pınar CEBECİ
instagram: okuyucu.yorumu


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir