Pazartesi, Ekim 12, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

SARI HUZUR SONBAHAR

Geçen gün denizde yüzerken bir ara karşıdaki ıssız, yalnız adaya takılı kaldı gözlerim. Orada yaşamanın nasıl bir duygu olacağını, karşı taraftan bakıldığında buranın nasıl göründüğünün hayaline falan kapılmışım işte.

Güneş de artık yarına gitmeye, en güçlü turuncu ışıkları ve mavi sularıyla vedaya hazırlanırken, serin sularda sakince kendi kendine oynaşırken, birden pıt diye düşüverdi denize sarı sonbahar.

Hemen denizin kıyısında can bulmuş bilmem kaç yıl öncesinden devasa çınar ağacı. Kim bilir ne çok sonbahara eşlik etmiştir. “Ben geliyorum, hazırlanın.” demekte sarı, kızıl renkleriyle sarı sonbahar. Bilgedir çınar ağacı. Köklerine tüm gücüyle tutunur. Tutkundur ve sadıktır toprağına. Öyle kolay kolay pes etmez dayanıklıdır. Heybetli cüssesiyle önce sonbahara yenik düşen ağaç olması şaşırtıcı gelse de, onunla uyumu son derece yerindedir bence.

Çınar yaprağı sonbaharın geldiğini anımsattı bana denizin içinde. Denizin bağrına teslim edilmiş gibiydi. Tuzlu suda bilinmedik yolculuğunun henüz hemen başındaydı. Şimdilik bunun çok farkında değildi belli ki. Kurumuş bedenine sanki can gelmiş gibi, denizin üstünde öyle keyifle yüzüyordu. Bir de edalı süzülmekte ki, akıllara zarar… Onu nasıl bir yolculuğun beklediğini kesinlikle bilmeden nazlı nazlı, kıyıdan aheste uzaklaşıyordu.

Çınar yaprağı şimdi kendini akışa bırakmış her şeyle bir olup sakince akmakta ve sanki hiçbir kaygı duymuyor. Çınar ağacı da dalından düşen yaprağına son kez öylece uzaktan ve yukarıdan bakmakta. Bir süre daha izleyecek kopup ayrılan parçasını. Her sonbahar olduğu gibi çınar ağacı, dallarındaki yaprakları tek tek yolcu ederek denize emanet ediyor.

Bu bir yaprak dökümüydü. Kimi hemen köklerinin dibine düşmekte, kimi özgürlüğe yelken açmak için düşüvermiş denize. Kıyamadım ve bir süre eşlik ettim kendisine.

Sonra “yolcu yolunda gerek, bu onun yolculuğu” dedim ve veda ettim. Bu onun tek başına çıktığı ilk ve son yolculuğuydu. Uzaklaşırken öylece baka kaldım arkasından. Bu sonbahardaki yolculuğu bir süre daha denizde devam edecekti. İyi yolculuklar diledim ve döndüm geriye…

Bilge çınar, bu günlerde üzerindekilerden özgürleşmekte. İlkbaharda yeşermek için yeniden, kendine kısa bir mola vermeye hazırlanmakta. Güçlü dallarındaki yapraklar zamanlarını doldurmuşlar, rüzgârla birlikte tek tek düşüp savruluyorlar oraya buraya. Bir kısmı çoktan başladı denizdeki yolculuğuna. Güneşe çok alışık yaprak ama denizi öyle bilge çınarın dalında, tepeden seyretmeye pek benzemiyor doğrusu. Biraz ileride küçük bir dalgayla dibe doğru çekilirken denizin içinde gördüklerine şaşırarak bakan çınar yaprağı, halinden hiç şikâyetçi değil gibi. Yolculuk haliyle, kaderine deniz düşen çınar yaprağı yeniden yüzeye çıktığında çınar ağacına son kez baktığını artık biliyor. Bile çınarsa, kuru ve çıplak dallarını sevgiyle sallayarak, sanki yaprağına veda ediyor. Çınar yaprağıysa denizin hafif dalgaları arasında sallanırken vedaya eşlik ediyor. O an anladım, sarı sonbahar geldi ve yaz bitti.

Pek çok yaprak rüzgârla savrulurken bir kısmı ağacın dibine, toprağına düşüyor. Bütünden ayrılmak istemiyor. Yapraklar toprağa karışma vaktinin geldiğini biliyor.

Toprakla yaprağın birlikte son dansı sonbahar. Yaprağın toprağa karıştıkça, toprağı bereketlendirdiğini, bilgeliğinin arttığını izleyerek öğrenmek ve olağanüstü döngüye tanıklık etmek müthiş bir duygu. Hiçbir şeyin son olmadığı öğretiyor bana sonbahar. Bizim son dediğimiz yerde bir başka hayat canlanmak için dinlenmeye çekiliyor. Biz insanlar geriye çekilip kendimize, yaşadıklarımıza geriden bakmayı nedense bilmeyiz ancak doğanın bilgeliği bunu oldukça iyi bilir.

Ben güz mevsiminde toprakla bütün olma yolunda, bir başka yolculuğa geçmiş her bir yaprağa saygıyla dokunurum. Bilgeliğin ağaçlardan döküldüğü zamanlardır ve ben öylesine yürüyüp geçemem. “Aman yere özenle bas Pınar, milyonlarca yıllık bilgelik var ayaklarının altında,” diye kendime hatırlatırım.

Yaz mevsiminin yeşiline bakıp yaşama sevinciyle dolarak bahar olur, güz mevsiminde her şeyin geçiciliğini hatırlayarak içimize döneriz. Köşelere savrulup biriken, sarı kızıl yapraklar “aman sakın siz savrulmayın,” der gibi gelir bana. Aniden bastıran bereketli sonbaharı, yağmurlarını, pencere önünden dizimde battaniye, elimde sıcacık çayımla izlemeyi öyle özlüyorum ki. Böyle zamanlarda sessiz, sakin, köşeye çekilip derin derin düşünmek isterim nedense. Tüm hücrelerimden sessizlik rica eder ve dışarının avaz avaz gürültüsünü kısmasını beklerim. O dış seslerin hiçbiri ricamı kırmaz ve susarmış gibi gelir bana. Ben de kendimi duyabilmek için bir süreliğine zihnimi sessize alırım…

Sonbahar deyince aklıma bir de renk renk yumaklarla örgü örme isteği gelir nedense. Serinlemiş hava, sıcacık bir çay, dizimde battaniyemle pencere önünde kitap okurken aralarda cama vuran ıslanmış bir yaprağı izlemek keyifli gelse de, o yaprağın bundan sonraki yolculuğuna takılı kalır, hüzünlenirim.

Ben her sonbahar kendimle yeniden tanışırım. İnsanın kendi içine, sakin ve huzurla yürüyüşüdür biraz sonbahar. Kendine dönüp, kendini onardığı bir mevsim geçişidir. Sonbahar renkleri güzelliğiyle insanın başını döndürse de, bu aslında doğanın geçici bir süreliğine ölümüdür.

Biraz yalnızlık duygusudur belki, daha çok da ruhun renklerde huzura kavuşmasıdır. Sessizce insanın kendisiyle sohbet etmesi ve sarı, kızıl gibi sıcak renklerle soğuk kış mevsimine hazırlanmasıdır. Sonbahar benim için hafif esen rüzgârla konfeti gibi dökülen sarı yapraklar ve bir fincan sade kahve eşliğinde insanın kendini ve doğayı okuma mevsimidir. Renklerin baş döndüren güzelliği içinde kısa süreliğine doğada kaybolması demektir.

Sonbaharda kıyıya vuran dalgaların ahenkle dans edişini seyrederken büyülenirim mesela. Dalgaların kumsalın sarı kumu ile buluşmasını izlemeyi çok severim. Birden öfkeli dalgalarıyla hızla kıyıya gelip sonrasında geri çekilişindeki sakinliğinde bir özür dileme varmış gibi gelir bana. Köpük köpük olmuş hırçın dalgaların art arda kumsala öfkesini bırakıp sakinleşmesi, sonrasında kumsalla barışma halini izlemek sonbahara çok yakışır…

Belki sonbahar geçip gitmeden bir sonraki yazım sonbahar üzerine olur, kim bilir? Uzun uzun yazılmayı hak eden sarı sonbahar mevsimini gönlünüzce yaşamanızı diliyorum…

Pınar Tar


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir