Pazar, Mart 8, 2026
GündemManşet

Haberi Paylaşmak İçin

RÖPORTAJ / S.ÇINAR/D.AYDIN /

“Medya Söyleşileri” yazı dizimizin ilk konuğu okurlarımızın oldukça yakından tanıdığı bir isim. Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Erdek İlçe Başkanı Hale Tuna. İki aşamadan oluşacak bu söyleşimizde başkanın yaşam öyküsünün yan sıra önemli konuları da masaya yatıracağız. Medya Söyleşileri başlıyor…

Deniz Aydın – “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” her yıl kadın emekçilerimizin, yaşam öykülerini ve mesleki başarılarını elimizden geldiğince medyada paylaştığımız, bizim için çok özel zaman dilimi. On beş bin kadın işçinin 1908 yılında, New York City’de kısa çalışma süreleri, daha yüksek ücret ve oy hakkı için sokağa çıktığı, emeklerinin karşılığın almak adına büyük mücadele verdiği, bir yıl sonra Amerikan Sosyalist Partisi’nin ilk “Ulusal Kadın Günü” etkinliği yaptığı, 1910 yılında Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda, devrimci sosyalist, Marksist-Leninist Alman politikacı Clara Zetkin’in, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü ”nün uluslararası bağlamda kabulünü önerdiği ve katılımcı ülkelerin temsilcilerince kabul edildiği, o günden beri çeşitli platformlarda anılan, aynı zamanda emekçi kadın sorunlarının de aktarıldığı bir gün. Bugün sizinle bu mülakatı gerçekleştirirken, kuşkusuz yaşam öykünüzün yanında, iyi örnek oluşturmanız nedeniyle “kadın siyasetçi” unvanınızla başarılarınızı ele almak isteriz. Nezdinizde, tüm emekçi kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü yürekten paylaşırken, “Medya Söyleşileri” projemizin başlangıcında, röportajımızdan bağımsız, genel bir değerlendirmede bulunsanız neler anlatırsınız, günümüz dünyasında, ülkemizde kadın olmak, siyasetçi kadın olmak, yaşadığınız zorluklar. Sizin için ne ifade etmektedir bugün?

Hale Tuna – Kadın olmak hayatın her alanında güçlü olmayı gerektiriyor. Çünkü biz kadınlar çoğu zaman aynı anda birçok rolü üstleniyoruz. Çalışan, üreten, ailesini ayakta tutan ve topluma katkı sağlayan bireyler olarak hayatın merkezinde yer alıyoruz. Emekçi kadın kavramı da aslında tam olarak bu emeğin görünür hale gelmesi demek. Tarlada çalışan kadından fabrikada üretim yapan işçiye, ofiste görev yapan çalışandan ev içinde görünmeyen emeğiyle ailesini ayakta tutan kadına kadar her kadın bir emekçidir. Benim için bu kavramın çok özel bir anlamı da var. Çünkü ben dört yaşındayken babamı kaybettim ve annem üç çocuğunu tek başına büyüten bir kadın oldu. Biz üç kardeşe hem anne hem baba olarak büyük bir emek verdi. Zorluklara rağmen dimdik duran, Atatürkçü değerlerle bizleri yetiştiren güçlü bir kadının evladı olmak benim hayatımda her zaman büyük bir gurur ve aynı zamanda büyük bir sorumluluk oldu. Hayatım boyunca da emek vermenin, çalışmanın güzelliğini ve önemini bildim. Her ne kadar tüm imkânları zorlayarak bizlere bakan bir annem olsa da ben de sorumluluğumu bilerek hayatım boyunca hep çalıştım. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü aslında bu emeğin, mücadelenin ve eşitlik arayışının sembolüdür. Tarihte kadınların daha adil çalışma koşulları, eşit ücret ve eşit hakları için verdiği mücadeleyle başlayan direniş, hâlâ biz kadınların toplumdaki yerini güçlendirme ve eşitliği hatırlatma açısından çok önemli bir anlam taşıyor. Kadın siyasetçi olmaksa bu mücadeleyi biraz daha görünür kılıyor. Siyaset büyük ölçüde erkek egemen bir alanda devam ediyor ve kadınların bu alanda var olabilmesi için daha fazla emek vermesi gerekiyor. Buna rağmen kadınların siyasette yer alması son derece kıymetli. Çünkü kadınların olduğu yerde empati, toplumsal duyarlılık ve çözüm odaklı bir bakış açısı güçlü oluyor. Kadın siyasetçi olarak, kadınların hayatın tüm alanlarında daha fazla söz sahibi olması gerektiğine inanıyorum. 8 Mart’ı da bir kutlama günü değil, kadın emeğinin, mücadelesinin ve eşitlik arayışının hatırlandığı, daha adil ve eşit bir toplum için birlikte söz söylediğimiz çok önemli bir gün olarak görüyorum.

Sermed Çınar – Ulu Önder, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kadınlarımıza genç cumhuriyetimizin ilk yıllarında seçme ve seçilme hakkını kazandırmıştı. Bulduğu her fırsatta kadınlarımızla ilgili önemli mesajlar içeren sözler sarf ederdi. Kadının toplumdaki rolünün daima altını çizerdi. Partiniz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde “Kadınların gücü dünyayı değiştirir.” manifestosuyla Paris’te ses getiren bir etkinlik düzenlemişti. Neler söylerseniz bu konuyla ilgili?

Hale Tuna – Öncelikle belirtmek isterim, kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü dünyanın en büyük lideri, asaleti ve zarafetiyle dünyaya diz çöktüren, Ulu Önder, ebedi ve tek Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu dev bir çınarın altında siyaset yapıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, kökleri Kuvayı Milliye ruhuna, bağımsızlık mücadelesine ve cumhuriyet devrimlerine dayanan güçlü bir çınardır. Bizler de o çınarın dallarında filizlenen yapraklar gibi, köklerimizden aldığımız güçle topluma umut, eşitlik ve demokrasi taşımaya çalışıyoruz. Atatürk’ün kadınlara verdiği değer ve açtığı yol da bu çınarın en güçlü damarlarından biridir. Çünkü Cumhuriyet, kadını toplumun merkezine alan, ona eşit yurttaşlık hakkı tanıyan büyük bir devrimdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kadınların toplumdaki yerini her zaman net şekilde ortaya koymuş bir liderdir. Cumhuriyetimizin daha ilk yıllarında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması, Atatürk’ün kadınlara duyduğu güvenin ve kadınların toplumdaki rolüne verdiği önemin aslında en somut göstergesidir. Pek çok gelişmiş Avrupa ülkesinden önce Türk kadınının bu haklara kavuşmuş olması da cumhuriyetimizin ne kadar ilerici bir anlayışla kurulduğunu göstermektedir. Atatürk, “Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” diyerek kadınların toplumsal hayattaki yerinin ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır. Kadınların eğitimde, üretimde, siyasette, sosyal yaşamın her alanında aktif olarak yer almasının güçlü toplumun temel şartı olduğuna inanmıştır. Biz de buna inanıyoruz. Gelişim ve değişim kadınlar ile başlayacak. Çünkü biz kadınlar, geleceğin büyüklerini yetiştirenleriz. Çocuklarımıza ilk eğitimi veren bizleriz. Bir kadın gülüyorsa, çocuk gülüyor. Bir kadın biliyorsa, çocuk biliyor. Önce kadınlarımızın eşit şartlarda eğitim görmesi, çalışması, kendini geliştirmesi gerekmektedir. Kadın öğrenirse, öğretir. Baba ocağı, yuvamız Cumhuriyet Halk Partisi de kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, kadınların toplumsal hayatta yeterli derecede söz sahibi olması için mücadele eden bir partidir ve bizlerin siyasette daha güçlü temsil edilmesi, eşit haklara sahip olması, hayatın her alanında yer alması için çalışmalarını sürdürmektedir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Cumhuriyet Halk Partisi Paris Birliği tarafından “Kadınların gücü dünyayı değiştirir” manifestosuyla gerçekleştirdiği etkinlikler tam da bu anlayışın bir yansımasıdır. Çünkü biz inanıyoruz ki kadınların gücü, emeği ve kararlılığı yalnızca toplumu değil, dünyayı da değiştirecek bir potansiyele sahiptir.

Deniz Aydın – Kadınlara önemli değerler atfeden ulu önder Atatürk tarafından kurulan partinizin ilçe başkanlığı sorumluluğu omuzlarınızda bugün. Sizi biraz çocukluğunuza götürsek. Siz, aileniz, çevrenizdeki arkadaşlarınız, yaşadığınız yer, neler anlatırsınız o yıllardan?

Hale Tuna – Cumhuriyet Halk Partisi gibi kökleri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu büyük bir çınara dayanan bir partide siyaset yapmak ve bu sorumluluğunu taşımak benim için hem büyük bir onur hem de büyük bir sorumluluk. Çünkü ben Cumhuriyet değerleriyle yoğrulmuş bir ailede, vatan sevgisiyle büyümüş bir insanım. Babam Selanik göçmeni bir ailenin çocuğuydu ve askerdi. Türkiye’nin ilk uçan pilotlarından biriydi. İki amcam askerdi. Ailemizin kökleri Selanik’e dayanır. Mübadelenin ne demek olduğunu, bir memleketten koparılmanın ne kadar zor olduğunu ailemin anlattıklarıyla büyüyerek öğrendim. Babaannem hayatı boyunca “Acaba bir gün tekrar Selanik’i görebilecek miyiz?” diye diye hep özlemle yaşadı ve ne yazık ki o hasreti içinde taşıyarak hayata veda etti. Bu yüzden Cumhuriyet’in değerini, bu topraklarda özgürce yaşayabilmenin kıymetini çok küçük yaşlardan itibaren öğrenmiş biriyim. Daha dört yaşındayken babamı kaybetmiştim. Annem üç çocuğunu tek başına büyüten güçlü bir kadındı. Hem anne hem baba olarak bize hayatı öğretti. Zorluklar vardı, ama sevgimizin, dayanışmamızın ve mücadele gücümüzün çok büyük olduğu bir ailede büyüdük. Küçük yaşlarda sorumluluk almayı, paylaşmayı ve ayakta durmayı öğrendim. Yaşadığım çevre, dayanışmanın güçlü olduğu bir ortamdı. Komşuluk ilişkilerinin, paylaşmanın ve birlikte ayakta kalabilmenin değerini erken yaşlarda hissettim ben. Ailemizde Atatürk sevgisi ve Cumhuriyet değerleri her zaman çok güçlüydü. Babam da, amcalarım da hiçbir zaman cumhuriyetten, Atatürk ilke ve inkılaplarından vazgeçmeyen cumhuriyet askerleriydi. Kandırılmadılar, kandırmadılar. Hayatımın ilerleyen döneminde evlendim ve eşimin ailesinde de aynı değerlerle buluştum. Kayınpederim yıllarca bu ülke için görev yapmış bir askerdi ve büyük bir Atatürk sevdalısıydı. Yani hem doğduğum ailemde, hem de kurduğum ailemde Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılık hayatımızın merkezinde yer aldı. Babam havacıydı, kayınpederim Bahriyeliydi. Biri göklerin, biri denizlerin hâkimiydi. 🙂 Ailem aynı zamanda sanata ve düşünceye büyük değer verirdi. Ablam, çok güçlü kalemi olan kadın yazarlarımızdandır. Geniş kitlelere ulaşan üçüncü kitabını okurlarıyla yakın zamanda buluşturdu. Tüm bu durumlar, ailemizde kadınların nasıl güçlü yetiştirildiğinin göstergesidir. Bugün iki kız çocuğu annesiyim. Onları da aynı değerlerle, Atatürk ve vatan sevgisiyle, kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bireyler olarak yetiştirmeye çalışıyorum. İnanıyorum ki güçlü kadınlar ülkemizde yetiştikçe toplumumuz da güçlenecektir.

Sermed Çınar – İnsanın, ailesi kadar eğitimcilerinin de kişinin yetiştirilmesinde emeği çok büyüktür. Sizin eğitim hayatınız nasıl geçti. O yıllarda geleceğinizle ilgili planlar yapar mıydınız?..

Hale Tuna – Çocukluk yıllarım, bugünkü karakterimi şekillendiren çok güzel anılarla doludur. Yetmişli ve seksenli yılların o sıcak mahalle kültürü içinde büyüdüm. Herkesin birbirini tanıdığı, çocukların sokakta oynadığı, komşuların birbirine sahip çıktığı ortamlarda. Ben de oldukça neşeli, hareketli ve biraz da afacan bir çocuktum diyebilirim. Şakalaşmayı, insanları güldürmeyi severdim. Hatta küçük korkutma şakaları yapar, bir köşeden çıkıp insanları şaşırtırdım. O yılların samimi, paylaşımcı ve neşeli mahalle ortamı, bana hem güçlü dostluklar hem hayata pozitif bakabilmeyi öğretti. Bugün insanlarla kolay iletişim kurabilmemde ve enerjimi kaybetmeyişimde o yılların mahalle kültürünün büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Eğitim hayatıma gelecek olursak benim için her zaman çok kıymetliydi. Küçük bir ilçede, samimi bir çevrede büyüdüm. Ailem her daim eğitimin önemini anlatırdı bize. Özellikle annem, yaşadığımız zorluklara rağmen üç çocuğunu okutmak için büyük bir mücadele vermiştir. Bu yüzden eğitim, benim için yalnızca okul süreci değil, aynı zamanda büyük sorumluluk ve hayat yolculuğuydu. İlkokul çağımda ve lise yıllarımda öğretmenlerimin üzerimde büyük emeği vardır. O yıllarda sadece ders veren değil, aynı zamanda karakterimizi şekillendiren, bize hayata dair değerler kazandıran eğitimcilerle büyüdük. Onların verdiği disiplin, öz güven ve cumhuriyet değerlerine bağlılık bilinci, bugün hayatımın önemli bir parçasıdır. Okul yıllarımda sosyal yönüm de oldukça güçlüydü. İnsanlarla iletişim kurmayı seven, sosyal ortamlarda aktif olan bir öğrenciydim. O yıllarda kurduğumuz arkadaşlıklar, paylaştığımız dayanışma ve birlikte büyüdüğümüz ortam, bugün toplumla kurduğum bağın temelini oluşturdu. Mesela hâlâ 5/A sınıfındaki arkadaşlarımla buluşuruz. 🙂 O dostluklar bambaşkaydı…

Ben eğitimin hayat boyu devam eden süreç olduğuna inanıyorum. Bu nedenle bugün de kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Hatta kızım Yağmur’la aramızda tatlı bir inatlaşmayla başlayan bir süreç beni yeniden üniversite sıralarına taşıdı. Şu anda örgün eğitimle üniversite okuyorum her gün hem okula gidip, hem partime hizmet edip, hem de eve gidip yemek yapıyorum. Sanırım emeğin ta kendisi. 🙂 Tabi bazen kendimden çok daha genç bir nesille aynı sınıfta olmanın tatlı bir kuşak farkını yaşıyorum. Z kuşağı mı, Y kuşağı mı artık hangisiyse. Ama bu deneyim benim için çok keyifli. Uzun yıllar Erdek Belediyesi’nde görev yaptım. Belediyede çalıştığım yıllar boyunca ilçeme hizmet etmeyi her zaman büyük bir sorumluluk olarak gördüm. Gece gündüz demeden kararlılıkla çalışan, ilçeme hizmet vermeye özen gösteren insanlardan olduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Yıllarca aynı kurumda görev aldım ve belediyeden emekli oldum. Aslında siyasetle iç içe bir ortamda çalışıyordum, ama aktif siyasete, emekli olduktan sonra başladım. Ancak o süreç kolay bir süreç değildi. Siyasi görüşüm nedeniyle görev yerim değiştirildi, sürgün sayılabilecek bir tayin verildi. Olağanüstü hâl dönemiydi ve “Pazartesi Burhaniye’de başlayacaksın” denildi bana. O dönemde küçük kızım iki yaşındaydı ve aynı zamanda Alzheimer hastası olan, yatalak anneme bakıyordum. Bu şartlarda gitmem mümkün değildi. Bunu söylediğimde ise bana “Emir büyük yerden” denildi. Çok zor bir karardı, ama gözyaşları içinde emeklilik dilekçemi vermek zorunda kaldım. Ardından yaklaşık bir buçuk yıl emeklilik yaşımı bekledim ve maaş almadım. İşte bu süreç benim için dönüm noktası oldu. Yaşadığım bu tür haksızlıklar, sadece benim de değil; kadınların, gençlerin ve emekçilerin hayatına müdahale eden karanlık anlayış, onlara karşı verdiğim mücadele kararlılığımı güçlendirdi. Bu nedenle aktif siyasete Cumhuriyet Halk Partisi’nde başladım. Önce Kadın Kolları’nda görev aldım, ardından Kadın Kolları Başkanlığı yaptım.

Deniz Aydın – Hangi ses sanatçısına sorsak, işte efendim, “Çocukluk çağımda elime bir saç fırçası alır şarkılar söylemeye çalışırdım” der. Oyuncuya sorsak ilkokulda müsamereler, taklit ve sair örnekler verir bize. Tüm mesleklere saygımızla birlikte, siyasete katılmaya karar vermek, sanırım ülkenin içindeki sorunlu hallerin zihinde sık sık değerlendirilmesi, iyi bir gelecek için eyleme geçme arzusunun yoğunluğu gibi hislerle olmalı. Bir de itici güç olur insanın yaşamında. Kırılma noktası denilebilir. Siz neler paylaşırsınız kendinize ilişkin?

Hale Tuna – Siyasete girme kararımın temelinde yaşadığım haksızlıklar ve buna karşı duyduğum mücadele duygusu önemli etkendi. Uzun yıllar belediyede çalışarak ilçemize hizmet ettim. Ancak siyasi görüşüm nedeniyle görev yerimin değiştirilmesi ve yaşadığım zorlu süreç benim için kırılma noktası oldu diyebilirim. Bir taraftan kızımın küçük yaşta olması, diğer taraftan annemin bakımı. Bu şartlarda gitmem mümkün değildi. Önüme sürülen haksız durum karşısında emekli olmuştum. İşte o gün aslında benim için gerçekten dönüm noktasıydı. Çünkü yaşadığım durum sadece benim başıma gelen bir olay değildi. Ülkemizde birçok kadının, birçok gencin, benzer haksızlıklarla karşı karşıya kaldığını biliyordum. İçimde güçlü bir mücadele duygusu oluştu. Sessizce yerimde oturmak yerine mücadele etmeyi tercih ettim. Bugün aynı inançla çalışmaya devam ediyorum. İnanıyorum, siyaset, toplumun hayatını zorlaştırmak amacıyla değil, gerçek adaleti, eşitliği ve umut duygusunu güçlendirmek için yapılmalıdır.

Sermed Çınar – Belki geleceğinizi şekillendirecek gelişmelerle ilgili en önemli seçim nerede duracağınıza karar vermeniz. Çünkü bu öyle ailenize bakarak belirleyeceğiniz, çevreyi inceleyerek tercih edeceğiniz bir durum değildir. Vatan sevdası, beraberinde türlü sorumluluklar da gerektirir. Seçeceğiniz yolun belirlenmesi daha önem kazanır bu çerçevede. Siz nasıl yol izlediniz siyasi yolculuğunuzun ilk basamaklarında?..

Hale Tuna – Siyasi yolculuğum hayatım boyunca taşıdığım değerlerin doğal bir sonucu olarak şekillendi. Ben cumhuriyet değerleriyle büyümüş, Atatürk ilke ve inkılaplarının önemini küçük yaşlardan itibaren öğrenmiş bir insanım. Bu yüzden ülkemizin geleceği, demokrasi, özgürlük ve adalet kavramları benim için her zaman çok kıymetli oldu. Siyasete adım atarken benim için en önemli meselelerden biri de kadınların toplumdaki yeri ve haklarıydı. Kadınların hayatın her alanında eşit şekilde var olabilmesi, kendi ayakları üzerinde durabilmesi, karar mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması gerektiğine inanıyordum. Kadın haklarını, eşitliği, toplumsal adaleti savunan anlayış benim için her zaman öncelikli oldu. Cumhuriyet Halk Partisi de kurulduğu günden günümüze cumhuriyet değerlerini, demokrasiyi, özgürlüğü, toplumsal eşitliği savunan parti olmuştur. Özellikle kadınların siyasette güçlü temsil edilmesi, sosyal adaletin sağlanması ve hukukun üstünlüğünün korunması gibi konular inandığım değerlerle tam olarak örtüşmektedir. Bu nedenle siyasi yolculuğuma Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında başlamaya karar verdim. Güçlü bir demokrasi, adalet duygusunun hâkim olduğu bir toplum ve kadınların eşit şekilde var olduğu bir gelecek, ancak bu değerleri savunan anlayışla mümkün olabilir. Benim için siyaset bir makam meselesi değil; adaletin, özgürlüğün ve eşitliğin güçlenmesi için verilen mücadeledir…

Deniz Aydın – Bizler siyasi isimlerle mülakatlar yaparken mesleğimizin tüm klişelerini sonuna kadar kullanarak hareket ederken onlardan mekanik davranmalarını istemeyiz. Yanıtlarının çok gerçekçi, hayata dokunan biçimde ve net olmasını isteriz. Çelişki gibi görünse de doğru sorular takdir edersiniz ki doğru cevapları bekler, okuyucu sorular kadar cevapların açık olmasını ister. Şimdi birkaç siyasi değerlendirme alsak sizden. İçinde diğer partilerin, kuruluşların, beraberinde ülkeye yön verenlerin bulunacağı şekilde değerlendirme yaparsanız. Aydın bir cumhuriyet kadını olan Hale Tuna, yaşamı boyu biriktirdiklerinin sonunda düşünüp, değerlendirmeler gerçekleştirip, ülkedeki partilerin arasından Cumhuriyet Halk Partisi’ni hangi nedenlerle tercih etmiştir? Dünü, günümüz ve yarına ilişkin partide gördüğü vizyon nedir ki, böyle bir karara imza atılmıştır?

Hale Tuna – Kadınların, gençlerin ve emek veren insanların daha adil bir ülkede yaşayabilmesi için bu mücadeleyi Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında veriyorum. Cumhuriyet Halk Partisi benim için bir tercih değil, bir duruştur. Bu ülkenin geleceği için zorunluluktur. Tek çaredir…

Sermed Çınar – Yaşam öykünüzü ve siyasi duruşunuzu paylaşırken Cumhuriyet Halk Partisi içindeki sorumluluğunuza da gelmeliyiz. Bu süreç nasıl gerçekleşti? Tesadüf, istek, parti teveccühü, hangi aşamalar neticesinde bu göreve uygun bulundunuz?

Hale Tuna – Cumhuriyet Halk Partisi’nde aktif siyasete kadın kollarında başladım. İlçemizde CHP Kadın Kolları Başkanlığı yaptığım dönemde sahada çok yoğun çalıştım. Kadınlarla, gençlerle ve vatandaşlarımızla sürekli iç içe oldum. O süreçte şunu çok net gördüm; insanların sorunlarını dinlemek, onlarla aynı duyguları paylaşmak, çözüm üretmeye çalışmak bana büyük bir sorumluluk duygusu kazandırdı. CHP Kadın Kolları Başkanlığı benim için çok önemli bir deneyimdi. Zamanla ilçeme geniş kapsamda da hizmet edebilmek ve daha fazla sorumluluk alabilmek gerektiğine karar verdim. Bu kararın ardından 2020 yılında ilçe başkanlığı için aday oldum. Benim için süreç makam arayışı değil, ilçeme, partime güçlü hizmet etme isteğimin sonucuydu. Sahada çalışarak, insanlarla birebir temas kurarak büyüyen bir siyasi yolculuğun doğal bir devamıydı diyebilirim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerleriyle büyümüş, cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir insan olarak bu sorumluluğu taşımayı her zaman büyük onur olarak gördüm. Ve 2020 yılından bu yana yönetim kurulumuzdaki değerli arkadaşlarımla bu bayrağı gururla taşıyoruz…

Deniz Aydın – Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Erdek İlçe Başkanı olmak sizin hayatınıza girdikten sonra neler yaptınız, yerel ve ulusal bazda attığınız adımlar?

Hale Tuna – Göreve geldiğimiz günden itibaren sorumluluğumuzu en iyi şekilde yerine getirmek için canla başla çalıştık. Göreve geldikten yalnızca iki ay sonra tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi süreci başladı. Ardından depremler, salgın hastalıklar ve büyük felaketler yaşadık. Bütün zorluklara, kısıtlamalara ve baskılara rağmen görevimizi en iyi şekilde yerine getirmek için mücadele ettik. Biz bir söz vermiştik; yılmadan çalışacağız demiştik. Partimizden uzak kalmış, çeşitli nedenlerle geri durmuş insanlara ulaşacağız demiştik ve gerçekten de bunu yapmaya gayret ettik. İnsanlarımızın iş kaygısı ya da gelecek endişesi nedeniyle partiye üye olmaktan çekindiklerini gördük. Buna rağmen gönülleri bir araya getirmeye, önyargıları kırmaya çalıştık. Kadınlarımızla kucaklaşacağız, onları ötekileştirmeye çalışan anlayışlara karşı dimdik duracağız demiştik. Bu doğrultuda kadınlarımızı her alanda desteklemek için mücadele ettik. Kadın esnaflarımızla buluşmalar yaptık, toplantılar düzenledik. Köy köy, ev ev gezdik; çalmadık kapı bırakmadık. Bu süreçte yalnızca siyasi çalışmalar değil, sosyal dayanışma anlamında da birçok adım attık. Esnafımızın borçlarına destek olduk, fırınlara olan ekmek borçlarını kapattık. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızın kırtasiye ve kıyafet gibi temel ihtiyaçlarında yanlarında olmaya çalıştık. Sokak hayvanlarına destek olduk, vatandaşlarımızın katkılarıyla deprem bölgelerine yardımlar gönderdik. Seçim sürecine hazırlanırken de çok titiz bir çalışma yürüttük. Muhtarlık bölgelerimizin tamamında sandıklara sahip çıkacak görevlilerimizi belirledik. Gençlerimizin ve kadınlarımızın fikirlerini aldık, parti emekçilerimizle bir araya gelerek onların görüşlerini yol haritamıza ekledik. Bizim en büyük hedefimiz vatandaşlarımızın sevgisini ve güvenini kazanmak oldu. Onların gelecek hayallerini dinledik, umutlarını anlamaya çalıştık. İktidar yolunda hedeflerimizi seçmenimize samimiyetle anlattık. Elbette zaman zaman yorulduğumuz, kırıldığımız, zorlandığımız anlar oldu. Ama küskünlüğe, kırgınlığa ve ayrımcılığa asla yer vermedik. Kişisel kavgaları bir kenara bırakarak birlik içinde hareket ettik. Partimizin ideolojisini seçmenimize tüm samimiyetimizle anlattık. Çünkü biliyoruz ki Atatürk’ün ilke ve devrimlerine inanan, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül veren bir örgüt hiçbir engel karşısında durmaz. Biz de bu inançla çalışmaya devam ettik.

Sermed Çınar – Bir siyasi kimliğin yerel yöneticiliğinde yaptıkları, kuşkusuz hayata genel perspektifle baktığında gerçekleştirilir. Oldukça zor, meşakkatli bir durumdur bu. İlçeniz, sorunları, bu sorunların çözümü konusunda en doğru yolu bulmak, kararlar almak, yaşadığınız kent ve genel merkeziniz bağlamında siyasi hedefler için eylemlerde bulunmak. Kısacası iyi bir gelecek inşa etmek pek de göründüğü kadar kolay değildir. Bu durumu nasıl yönetirsiniz. Örneklerle anlatabilir misiniz?

Hale Tuna – Yerel yöneticilik gerçekten kolay bir görev değil. Sadece kurum yönetmiyorsunuz. İnsanların günlük hayatına doğrudan dokunan kararlar alıyorsunuz. İlçenin ihtiyaçlarını doğru analiz etmek, halkın beklentilerini dinlemek ve buna uygun çözümler üretmek gerekiyor. Süreçte en önemli şey bence halkımızla sürekli iletişim halinde olmak, sorunları yerinde görmek. Örneğin ilçemizde herhangi bir sorunla karşılaşıldığında problemleri uzaktan, masa başında değil, sahada vatandaşlarımızla yüz yüze konuşarak çözmek önemli. Benim yerel yönetim anlayışımda şeffaflık, adalet ve katılımcılık çok önemli. İnsanların kendilerini yönetime dâhil hissetmesi gerekiyor. Bu yüzden bize gelen tüm talep ve şikâyetleri direk Belediye Başkanımıza, Meclis Üyelerimize iletiyor, konunun takipçisi oluyoruz. Tabii yerelde yapılan çalışmalar aslında ülkenin genel sorunlarından da bağımsız değil. Ekonomik koşullar, sosyal politikalar ve demokratik ortam yerel yönetimlerin hizmet kapasitesini de etkiliyor. Bu yüzden hem yerelde güçlü bir dayanışma oluşturmak hem de ülke genelinde adil, özgür ve demokratik bir yönetim anlayışı için mücadele etmek gerektiğine inanıyorum. Çünkü iyi bir gelecek ancak birlikte çalışarak ve ortak akılla inşa edilebilir. Bu yüzden yerelde çok daha başarılı olmak için, mutlaka genelde de partimizi iktidar yapacağız…

Deniz Aydın – Bu soruyu yöneltmek bizleri üzüyor olsa da, kaçınılmaz durum gibi önümüzde duruyor. Medyada onlarca televizyon programı ve röportajlar yapmışız, haberler yazmışız, yine de zor olan bir durum var. “Kadın” kimliğiyle adımlar atmak gerçekten zor. Ülkemizde de zor. Her ne kadar mülakat serüveni içinde derinlemesine yer veremeyecek olsak da sormalıyız. Kadın siyasetçi olmanın sizin pencerenizden zorlukları oldu mu?

Hale Tuna – Açık konuşmak gerekirse; yaşadığım çevrede, ailemde, ilçemde ve siyaset yaptığım partide kadın kimliğimden dolayı doğrudan bir zorluk yaşamadım. Kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü hem ailem hem de içinde bulunduğum siyasi anlayış bana her zaman destek oldu. Ancak bu, Türkiye’de kadınların siyasette hiçbir zorluk yaşamadığı anlamına gelmiyor. Maalesef birçok kadın günümüzde ön yargılarla, kalıplaşmış düşüncelerle, eşitsizliklerle mücadele etmek zorunda kalıyor. Siyasette kadınların daha fazla yer alması gerektiğine inanıyorum; kadınların olduğu yerde daha fazla empati, daha fazla sosyal duyarlılık ve daha kapsayıcı bir yönetim anlayışı oluyor bence. Cumhuriyet Halk Partisi olarak tam bu noktada güçlü bir mücadele veriyoruz. Kadınların siyasette daha görünür olması, karar alma mekanizmalarında söz sahibi olması ve eşit temsil hakkına sahip olması için çalışıyoruz. İnanıyoruz ki; kadınların güçlendiği bir siyaset, demokrasinin de güçlendiği bir Türkiye demektir. Kadınların olduğu yerde siyaset daha vicdanlı olur…

Sermed Çınar – Hale Tuna, Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Erdek İlçe Başkanı. “Medya Söyleşileri” adıyla yaptığımız mülakat tahmin ediyorsunuzdur, yaşam öykünüzle sınırlı kalmayarak siyasi pozisyonunuzu ortaya çıkarmak hedefiyle de tarafımızdan gerçekleştiriliyor. Güncel yaşama ilişkin ilk sorumuz, meslektaşlarımızla ilgili olacak. Bir bütün içinde değerlendirebilirsiniz ama önemli bir konu. “Kral çıplak” diyebilen, Sokrates gibi “Düşün de uyan” diye toplumu yönlendiren, gerçekle halkımızı buluşturarak gazetecilik görevi yapan kişiler zor süreçlerden geçiyor. Haksızlık etmeyelim sizin açınızdan da, başta partiniz olmak üzere çok sayıda yönetici ve başkanınız ceza evinde. Aşamalı bir biçimde bu konuyla başlayalım…

Hale Tuna – Gazetecilik demokrasinin nefesidir. Şimdi herkesin klasikleşmiş cümleleri gibi sıralamak istemiyorum bunu ama gerçekten öyle. Çok kıymetlisiniz. Bu toplum için her zaman var olmanız, özgür olmanız gerekmektedir. Çünkü, bir toplumun gerçekleri öğrenebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve sağlıklı bir kamuoyu oluşabilmesi ancak özgür bir basınla mümkündür. Gazeteciler, toplum adına soru soran, araştıran ve gerçekleri görünür kılan insanlardır. Bu nedenle onların özgürce çalışabilmesi sadece gazeteciler için değil, toplumun tamamı için hayati bir konudur. Bugün ne yazık ülkemizde sırf haber yaptığı için, fikrini söylediği için ya da kamuoyunu bilgilendirdiğinden baskı gören, yargılanan, tutuklanan gazeteciler olduğunu görüyoruz. Sokakta röportaj yaptığı için gözaltına alınanları görüyoruz. Oysa eleştiri, demokrasinin düşmanı değil; tam tersine onun en önemli güvencesidir. Gerçeklerden korkan yönetimler basını susturmak ister, ancak güçlü demokrasiler basının özgür olmasından güç alır. Gazeteciler susturulduğunda aslında susturulan yalnızca meslek grubu değil, halkın haber alma hakkıdır. Bizim inandığımız ve hayalini kurduğumuz Türkiye’de her görüşten gazetecilik mesleğini yapan kişiler, korkmadan yazabilmeli, soru sorabilmeli, halkı bilgilendirebilmelidir. Özgür basın sadece gazetecilerin değil, demokrasinin ve halkın sesidir. Ama merak edilmesin, Özgür’ün mücadelesi, getirecek özgürlüğü…

Deniz Aydın – Çok güncel diğer konu, geçim derdiyle birlikte çalışanların ve emeklilerin maaş sorunu. Aslında derin. Sigorta başlangıcının geç yapılması, asgari ücretten gösterilmesi, emekliliğin garabet nedenlerle geç gelmesi, emeklilik tazminatının kuşa dönmesi ve emeklilik maaşı. Erdek ilçeniz, yetmişlerin “Bodrum” lakaplı ilçesi. Bu ilçeye yerleşen büyük kentlerden gelen o kadar çok aile var ki. Neler söylersiniz?

Hale Tuna – Bugün geçim sıkıntısı maalesef ülkemizin en yıkıcı sorunlarından biri haline geldi. Bunu sadece rakamlarda değil, sahada birebir görüyoruz. Özellikle Ramazan ayında ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızla daha fazla temas kurma fırsatı bulduk ve gördük ki gerçekten çok zor şartlarda yaşamaya çalışan aileler var. Çocuğuna bir çift ayakkabı alamadığı için mahcup olan babalar, okul açıldığında çocuğuna gerekli ihtiyaçları karşılayamadığı için çaresiz kalan aileler… Bunlar artık istisna değil, maalesef toplumun geniş bir kesiminin gerçeği haline geldi. Sadece Erdek’te değil, ülkenin birçok yerinde ekonomik sıkıntının insanları ne kadar derinden etkilediğini görüyoruz. Bir pantolon alamadığı için hayatına son veren babaların haberlerini okuduk. Bu tablo bir toplum için gerçekten çok ağırdır ve üzerinde hepimizin düşünmesi gerekir. Ama biz bu tabloya kayıtsız kalanlardan değiliz. Cumhuriyet Halk Partisi mensupları olarak insanların yanında duran, onların hayatını kolaylaştırmak için mücadele eden anlayışa sahibiz. Çocuklar eğitimden geri kalmasın diye kreşler açan, burs imkânları sağlayan, sosyal destekleri artırmaya özen gösteren bir anlayıştan geliyoruz. Erdek’te de bu dayanışmanın çok güzel örneklerini veriyoruz. Belediyemiz öncülüğünde ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız için erzak destekleri, alışveriş kartları ve çeşitli sosyal yardımlarla, önemli çalışmalar yürütüyor. Bunun yanında bizler partimiz olarak, duyarlı vatandaşlarımız da katkılarıyla dayanışmayı büyütmeye çalışıyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki hiçbir çocuk ayakkabısız kalmamalı, hiçbir aile ekmeğini düşünerek geceyi uykusuz geçirmemeli. Siyasetin en temel görevi insan onuruna yakışır yaşamı herkes için mümkün kılmaktır. Bunun için mücadelemizi daima sürdüreceğiz.

Sermed Çınar – Söyleşimizde toplumu gerçekten de yakından ilgilendiren iki başlık ele aldık. Basın temsilcilerinin ve siyasi isimlerin görevlerinin yapmalarına ilişkin sorunları ile ülkede yaşayanların ekonomik durumları. İnsanca yaşam hakkı içinde, maddi ve manevi varlığımızı koruma ve geliştirme hakkına sahibiz. Bu iki soru, bu ilkenin ilk ve temel hakkın kapsamakta. Sizinle umarız devam söyleşilerde birbirinden farklı konulara tek tek değiniriz. Bu ilk röportajımızı Erdek ilçesi bağlamında ele alarak tamamlayalım. İlçemizle ilgili neler anlatırsınız. Görevinizle birlikte başlayan serüveninizde, yapmakta olduğunuz çalışmalar, gelecek planlarınız, halkın katılımı konusunda hedefleriniz neler söylersiniz?.

Hale Tuna – Erdek, sadece doğal güzellikleriyle değil, dayanışma ruhu, kültürü ve insanıyla çok özel, çok güzel bir ilçe. Biz de bu bilinçle çalışıyoruz. İlçemizin turizm potansiyelini güçlendirmek, kültür ve sanat etkinliklerini artırmak, sosyal dayanışmayı büyütmek ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek için hem büyükşehir hem ilçe belediyemiz çok büyük çaba sarf etmektedir. Bizler de ilçe örgütü olarak birbirinden kıymetli belediye başkanlarımıza destek olacağız ve halkın katılımını daha da artıran, ortak akılla yönetilen, kültürüyle, turizmiyle ve sosyal yaşamıyla daha güçlü bir Erdek inşa etmek için çalışacağız…

Deniz Aydın – Medyada geçmişte yaptığımız söyleşilerin sonunda olmazsa olmaz finalimiz vardı. Okuyucularımız sizinle baş başa. Cumhuriyet Halk Partisi Balıkesir Erdek İlçe Başkanı Hale Tuna. Erdek Doğuş Gazetesi, “Medya Söyleşileri” adlı köşenin sayfası şimdi sizin. Tıpkı ekranda kamera karşısındaki örnekler gibi. İlk ağızdan anlatınız. Kıymetli Erdek ilçe halkımıza, varsa çağrılarınızı yapın ve seslenin. Biz okurlarımızla sizi buluşturmayı hedeflemiştik. Sizi yakından tanımalarını, görüşlerinizi net olarak anlatmanızı. Katkılarınız için teşekkürler ediyoruz. Söz artık sizin…

Hale Tuna – Tabi öncelikle Erdek’te yaşayan hemşehrilerimize ve bu ülkenin geleceği için kaygı duyan herkese içten bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bugün yaşadığımız zorluklar, haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey birlik ve dayanışmadır. Cumhuriyet Halk Partisi kurtuluşun ve kuruluşun partisidir. Bu partide siyaset yapan, bu partiye gönül veren herkes yüreğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cesaretini taşımaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin baba ocağıdır. Kapısı herkese açık, umudu ve mücadeleyi büyüten bir çatıdır. Biz de Erdek İlçe Başkanlığı olarak göreve geldiğimiz ilk gün kapımıza ‘Evinize hoş geldiniz’ yazısı astık. Çünkü biz burayı sadece bir siyasi parti binası olarak değil, insanların derdini anlatabildiği, birbirine omuz verebildiği bir ev olarak görüyoruz. O günden bu yana kapımızdan içeri giren hiçbir vatandaşımızın kalbini kırmamaya, herkesin sesini dinlemeye gayret ettik. Elbette kolay mücadele vermiyoruz. Zaman zaman kırıldığımız, yorulduğumuz, tartıştığımız anlar olmuştur. Ama biliyoruz ki bu mücadele kişisel değil, bu mücadele çocuklarımızın geleceği, gençlerimizin umudu, ülkemizin yarınları içindir. Gençlerin, kadınların, emekçilerin, çiftçilerin, ülkemizin gerçek sahiplerinin omuz omuza vererek yürüttüğü büyük bir demokrasi mücadelesi var bugün. Yarın yeniden özgürlüğüne, adaletine ve refahına kavuştuğunda ülkemiz, herkes dönüp şunu söyleyebilmeli: ‘’O zor günlerde ben de vardım, ben de mücadele ettim.’’ O tarihi seçimde ben de, üye olduğum partimle mücadele verdim. İşte o yüzden; genel başkanımız Sayın Özgür Özel öncülüğünde verilen büyük mücadelede hepimize büyük görevler düşüyor. Hiçbir değişim tek başına gerçekleşmez. Hep birlikte olursak başarabiliriz. Bu yüzden tüm vatandaşlarımızı baba ocağımıza, Cumhuriyet Halk Partisi’ne davet ediyorum. Gelin birlikte mücadele edelim, birlikte üretelim, birlikte değiştirelim. Ve o gün gelince, ülkemiz özgürlüğüne kavuştuğunda ‘’Mücadelede ben de vardım’’ diyelim. Her şey için teşekkürler.

Bu anlamlı söyleşi vesilesiyle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde kadınların sesine yer veren, düşüncelerimizi, mücadelemizi halkımızla paylaşma fırsatı sunan Erdek Doğuş Gazetesi’ne teşekkür etmek isterim. Kadınların toplumsal hayatta, siyasette ve karar alma mekanizmalarında daha görünür olması için bu tür platformların çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Bu nazik davet ve katkılarınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. Ayrıca, bir temennimi de paylaşmak istiyorum. Kadınların korkmadan yaşayabildiği, öldürülmediği, çocukların annelerinin gözyaşına uyanmadığı, adaletin ve eşitliğin hayat bulduğu Türkiye’yi gelin hep birlikte kuralım. Ülkemizin kadınları da, çocukları da güvenli ve özgür, daha umutlu bir geleceği hak ediyor. Dileğim dünyadaki kadınların güçlü sesini korkusuzca haykırabilmesi. Biz kadınlar, hayatın içinde özgürce var olmak istiyoruz. Kız çocukların okula gidebildiği, kadınların istediği mesleği seçebildiği, sokaklarda korkmadan yürünebildiği, kişilerin kendini istediği biçimde ifade edebildiği bir toplumun hayalini kuruyoruz. Doktor, öğretmen, sanatçı, siyasetçi olalım ancak, hayatımızın kararını kendimiz verelim istiyoruz.

Sesimizi özgürce duyurabilmek, istediğimizde bir şarkı söyleyebilmek, hayatın içinde korkmadan var olabilmek istiyoruz. Kimi zaman bir kırmızı elbiseyle kendimizi güzel hissediyoruz, kimi zaman kahve eşliğinde günün yorgunluğunu atarken. Kimi zaman yakın arkadaşımızla sohbet etmekten keyif alıyoruz. Bizler bin bir renkliyiz ve renklerimiz asla solsun istemiyoruz.

Tüm kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ nü yürekten kutluyorum…


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir