Perşembe, Ocak 15, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

GÜNLERİN GETİRDİĞİ

Deniz Aydın – Zamanın hızlıca aktığını, gelişmelerin çok sahici olmadığını, güzelliklerin yapaylıklarla sık sık yer değiştirdiğini dillendiren, bizim de içinde bulunduğumuz kitlenin, hayata ayak uydurmayan, yenilik karşıtı, geçmişte takılı kalan insanlar olarak tanımlandığı günümüzde, hak verirsiniz ki böyle olmadığını konu komşuya göstermek hiç kolay değil. İyiye, doğruya, aydınlık geleceğe, kapılarını sonuna kadar açık tutan bizler içinse daha zor olduğunu söylemeliyim. “zamanımızda” klişesiyle hareket etmeyen, yenilikçi, paylaşımcı olmaya özen gösteren, nice emekler vererek biriktirdiğimiz deneyimleri, doğru bilgilerle harmanlayıp gelecek kuşaklara aktarmayı ilke edinen Sermed Çınar ve benim için de böyle değerlendirilmek üzerimizde nasıl olumsuz etkiler uyandırmakta varın siz düşünün. Çekince büyük olunca gelecek kuşaklara da, kendi jenerasyonumuza da seslenirken bin kez düşünüp bir söylemekten başka çaremiz kalmıyor. Yazarak anlattığımız içeriklerin bütün bunların ışığında akıl süzgecinden geçerek sizlerle buluşturulduğuna inanmanızı isterim. Diyeceksiniz ki “Girizgâh uzun oldu.” haklısınız. Sektörde de yazık ki halim farklı değildi. Program sunucuları diyafram çatlatan adam diye söylenirlerdi. El kartlarını okuduklarında nasıl kızarlardı anlatamam. Kolay emek işime gelmezdi. Anlayan anlasın, anlamayanlara anlayanlar anlatsın düşüncesinde olamadım bir türlü. Kitabın ortasından konuşma hali işime gelmedi benim. Karşılıklı birbirimizi yeni yeni tanıdığımız sizlerle, ortak dilimizi zaman içinde yakalayacağımdan eminim ama. Kim bilebilir ki, belki de ortaktır dilimiz. Aynı dilde konuşmak, hayata benzer pencerelerden bakmak, çevreyle duygudaşlık kurmak amacımız değil midir zaten? “Zaman ve Mekân” zihnimizde kalıcı izler bırakan, yaşamı güzelleştiren örneklerle bezenmiş, geçmişle gelecek arasında köprü kurmayı hedefleyen yazı dizimizdir. Bu diziye katılımınız bizler için oldukça önemlidir. Başlayalım öyleyse… Sevgili Sermed Çınar, biliyorum, sen olumsuz hiçbir duruma kayıtsız kalamayan, bildiğini hemen dile getiren nadir rastlanır kimliklerden birisin. Okurların seni bu yönünle yakından tanıyor zaten. Yazı dizimizde yapacağımız, olaylara kayıtsız kalmamakla da yetinmeyip, taraflarla yapacağın mülakatların, ikili sohbetlerle okurlarımıza sunulması durumu olacak. Televizyonda yıllarca yaptığım projelerin benzeri. Hayatın içinde ne varsa kısacası, bu yazı dizisinde gözler önüne serilecek. Önemli konular masaya yatırılacak, taraflardan görüşler alınacak, nihayetle çözüm yolları sizlerle paylaşılacak. Spor, sanat, siyaset, sağlık, eğitim, tarih ve daha birçok alanda söyleşiler kalemimizle sizlere aktarılacak. Tarafsız olmak gibi derdimiz olmayacak. Zira gerçeğe, doğruya, insan faydacılığına taraf olmak gerekmez mi? Geçmiş gelecek arasında köprü kurmak yüzleşme değil sadece bilirsiniz, insan hikâyeleri bunu yakından hissetmemizi sağlar. Bu hikâyeler kendi yaşamımızı değerlendirmemize katkı sunarken, bambaşka bir topluma dönüşmek mümkündür. Ders demek istemem ama hayat bize hakikaten ibretlik öyküler sunarken, beraberinde dönüşümü, gelişimi ve kendi geleceğimizi belirlemenin yollarını açar.

Sermet Çınar – Evet, doğru söyledin, geçmişle gelecek arasında köprü kurmak önemlidir. Sıradan ortaya çıkarılan eylem değildir. Filozofların, üzerine hayli kafa yorduğu, yazdığı, çizdiği, paylaştığı zihin yolculuklarındandır. İnsana dönüşme fırsatını verirken geliştirir, toplum faydacılığına geniş katkılar sunmamıza öncülük eder. Bu felsefeyi bilmek şarttır. Ben okurlarımızı tanıyorum, onlar da beni. Haksızlık etmeyelim kendimize. Biriktirdiğimiz hatıraların hiçbiri, paylaştığımızda, sonuçlar çıkardığımızda eski yapmaz bizleri. Yediden yetmişe herkese açık olduğumuzun altını, kırmızı kalemle çizerek kum saatini çeviriyorum. Sophokles “İnsanoğlunun hiçbir icadı para kadar fesat verici değildir.” demiş. İyi mi etmiş? Etmemiş tabii. Adam bunu deyince mi, elini ovuşturmaya başlamış durumdan vazifelenen fırsatçılar, yoksa içlerindeki iyilik meleğini dinlemek gibi hiç dertleri yok muymuş onların bilemiyorum. Bildiklerim de var elbet. Ben bu seferlik bildiklerim arasından görece güzel olanları paylaşma yanlısıyım. Yeni yılı henüz devirmişken, içinizi bunaltacak, ruhunuzu daraltacak, direnişe zorlayacak hâleti ruhiye içine çekmek istemiyorum kimseyi, şimdilik. Fakülte bitmiş, askerlik tamamlanmış, sırtımda öğrencilik dönemimin marazları, gelecekle ilgili planlar yapıyorum. Yakın akrabalarımın ısrarlarına dayanamıyor ve ne varsa aileden vardır, düşüncesiyle dayımın işlerinin içine balıklama dalıyorum, başlıyorum emeğin, alın terinin, emekçi olmanın birinci elden ne olduğuna şahitlik etmeye. Hem de ne şahitlik ama. Böyle çalışmalar kimin başına yorum yapamam. Kıskanan beriye gelsin. Dürüstlüğünden insanın kaybettiğini anlatırlar ya, inanmazsınız hani, inanmayın yine, zira biz kazanıyoruz. Kazanıp kazanıp emekçileriyle paylaşıyor dayım. Sömürü yok, artı değer yok, kibir de yok, buna inanın ama. Alışkanlık, dayım da olsa nabız bekliyorum. 15–16 Haziran eylemleriyle büyümüşüm, kolay mı hemen su koyuvermek. Yakın arkadaşlarımla zamanında grevlerde boy gösterirken, bugün bizde işler sütliman. Çalışanlar mutlu, aileleri mutlu, çevremiz de gurur duyar vaziyette dayımla, o derece yani. Okumuş, yazmış, kültürlü iyi adamdı dayım. Güleç yüzü, sıcak dili, muzip haliyle, görenin kıskandığı durumdaydı tavırları. Ülkenin, en basitinden vahim durumda olduğu dönemde dahi mücadelesinden taviz vermeyen, güçlü, kararlı ve toplum faydacılığını gözetenlerdendi. Zaman akıp giderken heybesini doldurma gayesiyle, çalışanlarına eziyet etmekten geri durmayanlardan olmadı. İnsanoğlunun hiçbir icadı para kadar fesat verici değildir.” sözünü benimsemedi anlayacağınız. Elin kiriydi para ona göre. Emekçilerin bütün ay boyunca çalışarak hak ettikleri karşılığı almayı bekledikleri o günlerde, dünyanın çivisinin çıktığı yıllarda zamana direnerek ayakta kalmaya çalışırdı. “Geçmişle gelecek arasında köprü kurmak önemlidir.” demiştim. İnsana dönüşüm fırsatını verirken geliştirir, hepimiz biliyoruz. Örgütlenerek yekvücut olabilmenin neleri başardığını hatırlıyoruz öyle değil mi? Kompradorların tıpkı geçmişte olduğu gibi günümüzde artarak çevremizi kuşatması karşısında yapmamız gerekenleri de. Söz vermiştim size, yeni yılımızı daha yeni devirmişken, içinizi bunaltacak, ruhunuzu daraltacak, direnişe zorlayacak hâleti ruhiye içine çekmek istemiyorum kimseyi diye eklemiştim. Sözümü tutuyorum ve geçmişle gelecek arasında köprü kuruyorum. Zor zamanlarda farklı görüşlerin temsilcisi aydınların yazdıklarını ve yaptıklarını anlatan kitapları bulun, okuyun. Üzerinde düşünün, paylaşın. Yıl 1912’yi gösterirken yazmış Tevfik Fikret, devlet yolsuzluklarına “Yiyin efendiler” diye. Yetmez, “Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” dizesini nakarat eklemiş şiirine. Mahzuni Şerif 1967’de “Yuh yuh soyanlara, soyup kaçıp doyanlara, insanlara kıyanlara, yuh nefsine uyanlara yuh.” diyebilmiş. Nazım hikmet, Ahmet Arif ve daha niceleri… Dürüstlüğünden insanın kaybettiğini anlatırlar ya, inanmazsınız hani. İnanmayın yine. Gençliğimin ilk deneyimi dayımın yaptığıydı. Ülkenin içinde bulunduğu krize direnirken kalan son birikimini de emekçileriyle paylaştı. Mekânı ışık olsun, dürüstlüğünden dolayı hiç kaybetmedi. Geçmişin yüzleşmeye, dönüşüme katkısı olması için paylaşmak istedim….

Deniz Aydın – Ne iyi ettin paylaştın. Direnme gücümüzün zayıfladığını fark ettiğimizde etrafımızın sayısız olumlu örnekle çevrili olduğunu hatırlamalıyız. Anılar, geçmişte takılı kalmaktan öte, bambaşka faydalar sunacaktır hepimize. Siz okurlarımızla oluşturacağımız bağ, bizlerle paylaşacaklarınız, günümüzde yaşayanlar kadar, gelecek kuşaklarla da köprü kurmamıza öncülük edecektir. Anlatırken olan biteni, neler geldi aklıma, aktarmak isterim. Dün, yine gün gibi. Oldukça manidar bir durum, sizler de hak vereceksiniz anlatınca. Bir zamanlar, kâr amacı güdülmeden, bedel ödeyerek öğrenci olunan üniversitenin içinde yer aldığı İstinye’deki koyda, ülkenin tarihine geçecek olaylar yaşandı. Yeni yılda bekledikleri yıllık ikramiyelerinin eksik ödeneceğini öğrenen işçiler topluca eylem kararı aldılar. Kavel işçilerinin büyük direnişiyle birlikte yaşanan gelişmelerin sonrasında elde edilebilen haklar, günümüze emsallerini aratmayacak örneklerle ulaştı. Geçmişten alınacak derslere namzet Kavel, usta şair Hasan Hüseyin’in dizelerinde toplumda geniş biçimde ses buldu…

Sermet Çınar / Deniz Aydın -Yazımıza başlarken belirtmiştik, topluma ayak uyduramayan “zamanımızda” merakı güden insanlar olmadığımızı. Hedefimiz, yalnızca köprü kurmaktı geçmişle gelecek arasında zamanla sizlerin de katılımıyla. Buna çaba gösteren her anlatıma kapımız sonuna değin açık. Sizlerle yapacağımız sohbetlerde ele alınmamış konu kalmasın istiyoruz. Aynı dilden konuşabilmeyi mecazen, hayata benzer pencerelerden bakabilmeyi, mümkünse sesimizi sizlerle, yedi cihana duyurmayı istiyoruz kuşkusuz. Neden olmasın?.. Sevgiyle…

Semtten izleri silineli yıllar olmasına karşın İstinye’den her geçtiğinizde eminiz Kavel grevcilerinin türküsünü sizlerde işitirsiniz…”


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir