Perşembe, Şubat 26, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

ESTETİK

Deniz Aydın – Bu hafta, yıllardır üzerinde durduğumuz ancak bir arpa boyu dahi yol gidemediğimiz kavramı gündeme taşımak istedik. Estetik. Sıradan tanımların dışında kalarak bakmak gerekiyor bu konuya. Çünkü kelime beraberinde yoksunluğuyla ele alındığında gerçek anlamını bulabiliyor. Geçmişten günümüze tüm zaman dilimlerinde konuştuğumuz durumları içerir birçok açıdan estetik. Okullarda ders olarak verilmesini, mümkünse görgü ve zarafet ile birlikte ele alınmasını savunageldik hep. İki kelam etmeyle yoluna girecek konu olmadığının farkındayız ancak değinmesek de olmazdı artık. Özellikle; davranışta estetik, düşüncede estetik, paylaşımda estetik, yönetimde ve bilgileri verirken estetik, medyada, yazıda, edebiyatta, insan ilişkilerinde estetik gibi düşünün. Güncek yanı olmasa bu hafta masaya yatırır mıydık tam olarak bilemiyorum, yalnız her daim konuşuruz Sermet Çınar ile estetik kavramını emin olun. Örnekle başlayıp sözü bırakmalıyım…

Gün geçmiyor ki medyada haber sunumlarında izlemeyelim ya da gazete manşetlerinde mekanik zihinle yazılan cümleleri okumayalım. “…yere çakıldı, …öldü.” Bunlar sıradan örnekler. Haber sunucularının, muhabirlerinin, yazarlarının üslupları, konuşma biçimleri çoğu kez benzer şekilde. Bunlara sinema ve dizilerin senaryoları eklenince varın düşünün yoksunluğun nerelere vardığını. Herkes biliyor diye yazıyorum. “Karabulut” cinayetinin haber bültenlerinde işlenişini eminim hatırlarsınız. Ailesinin yaşadığı ıstırabın haddi hesabı ölçülemez boyuttaydı. Katledilen kişilerin, katilleriyle önceden çekilmiş mutlu gün videoları ya da fotoğraflarının haber metni boyunca yayınlanması estetik miydi sizce? Sizlerin bildiği tonlarca örnek vardır. Bu kez daha inanılmazıyla karşı karşıyayız ama. Başlıyoruz…

Sermet Çınar – Evet seninle birlikte defalarca konuştuk bu konuları. Yirmi sene önce de, aynı yerde kaldığımızı konuşuyorduk, şimdi de. Beni biliyorsun, daha fazlasını konuşalım isterim daima. Estetik yoksunluğuna, cahil olma halinin de eklenmesi gerek. Zira durumu bambaşka boyutlara taşıyor cahillik içeren yoksunluklar. Bilgi yoksunlukları da cabası… Ben güncel örnekle devam edeyim. ATV kanalında yayınlanan dizide gündeme oturan “domuz eti” sahnesi ülkeyi ayağa kaldırırken, projenin arkasında duran yapım şirketinin savunması nasıldı? Herkes okumuştur, açıklamalarını değerlendirmeden bilgi verelim medyadakiler ve bilmeyen dostlarımız bir duysun. Domuz eti semavi dinlerin ilki olan Yahudilikte kesin dille yasak kabul edilmiştir. Sonrasında aynı kuralı kabul eden beslenme biçimlerini benimseyen Hristiyan mezhepleri de domuz etini yasaklamıştır. Müslümanlar için de aynı yasak geçerlidir ve domuz eti yemezler. Yani; “Müslümanlar domuz eti yemez, Gayrı Müslümler domuz eti yer.” durumu yoktur. Bu nedenle ayıbı yalnızca Müslümanlara yapılmış gibi sunmayı yalnızca “Müslümanlara saygısızlık” gibi sığ ve gerçek dışı aktarmayı bir eleştirelim. Haberi böyle işleyenler de bilmelidir ki o kadar çok hayvan vardır ki diğer dinler tarafından da yenmesi yasaktır. Durumun tek bir din üzerinden okunması, haberlerin buraya hapsedilmesi bir yana, ülkemizde böyle davranacak aile bulabilir misin hayli şüpheli. Çok kültürlü olmanın, birlikte yaşamanın ferasetini bizim toplumumuz yüzyıllardır bilir ve uygular da, dizilerde bu neden uygulanamaz anlayamıyorum. Yapım şirketi açıklamasına gelince; “…kibir ile nezaket arasındaki kadim savaşın modern bir tasviridir.” demiş. Ben de düpedüz estetik yoksunluğu diyorum. Cümlenin havasına bakar mısınız? Kibir ile nezaket arasındaki savaş. Hem de kadim savaş(!)

Deniz Aydın – Kalemine sağlık. Çok doğru diyorsun. Ben el artırıp eklemek istiyorum. Dizilerde, sinema filmlerinde böyle sahnelerin sunulması kadimler arasında savaş başlatmanın, manipüle etmenin en kolay yolu. Velhasıl estetik yoksunluğunun da yansıması durumudur. “Modern tasvir” kavramını keşke derinden inceleselermiş. Kavram; kullanımı, onları cümle içinde yazmaktan ötedir biliyorsunuz. Ayrıca ülkemizde, neredeyse hiçbir zaman bu biçimde arzı endam sunumlar olmamıştır. Böyle yaklaşımlar, kültürümüz içinde hiçbir dine mensup vatandaşımız tarafından asla yapılmamıştır…

Yapılanları estetik kavramı üzerinden ele almamızın farklı nedenleri de var. Kötü niyetle gerçekleştirilen işler şöyle bir yanda dursun, inadına yapılan, cehaletten yapılan işleri de hatırlatmamız gerek. Ben önüne gelen herkesin yüzyıllar önce ortaya atılmış “seküler” kavramıyla karşı görüş tanımı oluşturmasını da anlamıyorum. Tüm programlar, reklamlar, yayınlar, davranışlar dahi şekil alırken, bu bakış açısıyla ortaya konuluyor. Her ramazan ayında tüm ilgili kurumların ürün reklamlarında kullandıkları aile fertlerinin benzer görünürde olması, onların tanımıyla” seküler” dedikleri kitlenin, ramazanla hiç uyumu olmamasının pompalanması da benzer estetik yoksunluğuyla aynı benim için. Gerçekten de izleyince görüyorsunuz. Bayramlarda da böyle. Bayram denince akla gelen tüm firmaların aile fertleri tıpkısının aynısı. İnancını, yaşamın gösterisi gibi sunmayanları “seküler” görüp, bir de onları toplumu bölen olarak verip “öteki” yapan tüm estetik yoksunlarına duyurulur. Cesaretiniz cehaletinizden menkul biliyoruz. Bu tür yaklaşımlara tenezzül edenleri avazımız yettiğince kınayalım, kınayalım da bilginin ışığı, düşüncenin aklığından ayrılmadan, empati kurarak yapalım eleştirimizi. Bir küçük söz de oyuncu olan kardeşlerimize. Topluma, ayna tutan, onların önünde giden, toplumunu geliştiren, kısacası yönlendiren ünlü kimliklerin önlerine dayatılan yanlışlara direnebilecek, doğruyu aktarabilecek mücadele edebilecek pozisyonda olmalarını, duruş sergilemelerini bekliyorum. Gelecek kuşak mirasımızın en büyüğünün yanlışlara karşı direnme savaşımızın hikâyesi olduğunu hatırlatmak isterim…

Sermet Çınar – Şimdi, domuz etiyle ilgili konuşurken, Erdek’te yaşanmış bir olayı gülerek hatırladım, eh! Sizlerle paylaşmak istedim, eskiler hatırlayacaktır. Yaşadığımız coğrafyada Kapıdağ yarımadasında yabani domuz çok; ben ancak bazen bunlardan birkaçını Edincik Bandırma yol çatında görebildim. Hepimizin bildiği gibi burası domuzların geçiş güzergâhı, her ne kadar trafik ikaz levhasında ceylan resmi olarak gösteriliyor olsa da. Konu konuyu açmışken dimağımda, Kapıdağ ceylanlarından da birazdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Gece geç saatlerde bu yolu geçmek isteyen domuz sürüsünden motorlu kara taşıtlarının çarptıkları artıklarından biliyorum yaban domuzlarını. Erdek çarşıda bir uyanık kasap, Erdek’in turizm patlaması yaptığı dönemde, sucuklarını domuz etinden yapmış, söylentiye göre çok da tutmuş, ta ki insanların trişin parazitinden mağdur olup hastanelere uğramalarına kadar. Sonrasını tabi ki kasap düşünmüş. Ceylan konusu daha da vahim. Zoologlar Kapıdağ’da hayvan çeşitliliğini attırtmak amacıyla yarımadaya ceylanlar bırakmışlar, üreyip çoğalsınlar bu coğrafyaya bir renk katsınlar düşüncesiyle. Sonuç, bugüne kadar bir tanesi ulaşamadı. Mahir avcılarımız ceylanlardan kendilerine ziyafet çekmişler. Deniz kenarında bulunan ceylan kemikleri, içki şişeleri kanıtları bu elim sonucu anlatmakta. İki kere düşün demişler, nerde, bir kere bile düşünmüyoruz…

Sermed Çınar / Deniz Aydın – Sevgiyle kalın…


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir