PARDAYAN – RAUF NASUHOĞLU
PARDAYAN – RAUF NASUHOĞLU
SERMED ÇINAR
Eski fizik bilimi insanları, bu isme aşinadır. Kendisini yeni nesille tanıştırmak isterim. Ankara Fen Fakültesi mezunu Erdal İnönü ile birlikte Rauf Nasuhoğlu, her ne kadar aralarında on bir yaş bulunsa da aynı okulda öğretim görevlisi olarak çalışmışlar ve Türkiye’nin ilk bilim insanlarından olmuşlardır. Tam da yeri gelmişken söylemeliyim, Atatürk, İsmet İnönü’nün iki oğlunun yurt dışında tahsil masraflarının Milli Eğitim’den karşılanması konusunda karar çıkarttırmış olsa da, İnönü’ler tahsillerini yurdumuzda yapıp, herhangi bir yardım talebinde bulunmamışlardır.
Ben de öğrencisi olarak, 1915 doğumlu Rauf Nasuhoğlu hocamızı üniversite kürsüsünde izlemek ve engin bilgilerinden yararlanmak şansına nail oldum. Ayrıca, Erdal İnönü’yü de, ODTÜ kampusunda bir konferansında izleme şansım oldu. Siyaset yaptığı dönemde meydanlarda titrek sesiyle, adeta “Beni siyasete neden soktunuz?” dercesine, zoraki hitabetli İnönü’nün, siyaset ve fizik başlıklı söyleminde, “Ne alaka?” diye düşüneceğiniz bir söyleşide, ne değerli bir öğretim görevlisi olduğunu müşahede ettim. İnönü, fiziğin yanından geçmemiş sade vatandaşa fizik konularını öğretebilecek kabiliyette bir bilim insanıydı. Her iki hocamızı Türk bilimine katkılarından rahmet ve şükranla anıyorum.
Rauf hocamızı bir seferinde akşam vakti, evinde çal kapı ziyaret etme fırsatım olmuştu. Dirayetli hocamız, bir başka kürsü hocası tarafından şikâyet edilerek bir süre cezaevinde yatmasına, sonra beraat ederek görevine iade edilmesine, karşıt görüşlü öğrencilerin yaşadığı dairenin önüne bomba koyarak evinin kapısını havaya uçurmalarına rağmen, onu ziyaret eden öğrencilerini evine davet eder, ikramda bulunur ve anarşiden uzak kalmaları hususunda telkinlerde bulunurdu. Evet, çok farklı ve çok güzel bir insandı. Rauf hoca, “Merhaba hocam nasılsınız?, Bugün hava ne güzel” gibi olağan, gündelik söylemlerden uzak yaşardı, kendisiyle konuşurken son derece temkinli, yalnızca fizik konusunda görüşlerini alabilirdiniz.
İmtihanlarda, en fazla iki veya üç soru sorardı, birini yaptığınızda geçerli notu verirdi. Sizinle hocamızın o yıllardan aklımda kalmış bir sorusunu paylaşmak isterim. Sorudan nasıl bir bilim insanı olduğunu hemen anlarsınız…
Bir maymun daktilonun başına geçmiş, gelişigüzel çeşitli tuşlara basıyor. Bu maymun Shakespeare’in ünlü “Olmak ya da olmamak” sözünü ne kadar zamanda yazabilecektir. Soru bu, haydi çözün. Bizim kürsüde hocanın bu sorusunu çözebilen çıkmamıştı. Aslında tamamen bir mantık, kafa çalıştırma sorusuydu. Maymunun on parmağı, bir daktiloda ortalama kırk beş tuş var. Shakespeare’nin sözündeyse boşluklar dahil, on dokuz kelime. Bu verileri alıp fizikte olasılık hesapları formülüne oturtursanız, sonuca ulaşabilirsiniz…
Kıymetli hocamın bir sorusunu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak bu kez sizden cevaplarınızı bekliyorum. Kuzey kutbundan güney kutbuna bir delik açıldığını farz edin. Siz kuzey kutbundan bir taş parçasını bu delikten aşağı bıraktığınızda bu taşın durumu ne olur?..
Değerli hocamızı emekli olduktan sonra, tesadüfen bir belediye otobüsünden tam aşağı inerken gördüm. Biraz aceleden, biraz da halini hatırını sormaya hâlâ çekindiğimden olsa gerek o kısa sürede ancak başımla selam verebildim. Hocamızdan da aynı karşılığı aldım. Göz göze geldiğimizde yüzümde oluşan minnet duygusu ifadesini eminim almıştı. Uğurlar olsun Rauf Nasuhoğlu… Hoş kalın, esen kalın.


