Cuma, Mart 27, 2026
Köşe YazısıManşet

PARDAYAN – HANGİ BAYRAMLAR

Haberi Paylaşmak İçin

PARDAYAN – HANGİ BAYRAMLAR

Sermed ÇINAR

 

Bir bayramı daha umarım herkes için kayıpsız kutlamanın idrakini yaşamaktayız. Yaşamaktayız da hangi bayramı, artık bütün bayramlarımız aynı oldu. Hangi bayramı kutlamanın gerçek maksadından uzaklaştık. Bütün bayramlar aynı oldu. Herkes evlerine tıkılmış, sadece yakınında olan çocuklarının ziyareti ile geçen, bunun dışında sair akraba, dost ve komşulardan uzak bayram kutluyoruz.

Bayramlarımızın en önemli amacı, birbirini uzun süre görmemiş yakınları, arkadaş , dost ve komşuların bir araya gelerek kaynaşması ve bu sohbetler içerisinde insanların birbirlerine yardım eli uzatması velhasılı keyifli dakikalar geçirmesidir.

Günümüze baktığımızda, bayramlar bir dinlenme fırsatına dönüşmüş durumda. Herkes evine kapanıp, ayaklarını uzatıp keyif çatıyor.

Benim jenerasyonumun ne denli güzel gözlemlere dayalı bir geçiş dönemi yaşadığını görüyorum. Yeni nesile belki bir örnek olur diye anlatacağım. Bayram arifesinde, ailelerde hummalı bir faaliyet olurdu. Çocuklara herkesin kesesine göre muhakkak yeni kıyafetler alınır, ayakkabılar yatağın önünde, kıyafetler yatağın hemen yanında, belki koynunda, bayram sabahına kadar beklerdi. Çocuksunuz ve bayram yaklaşırken biliyorsunuz ki size yeni kıyafetler alınacak. Bunun keyfini yaşıyorsunuz. Bayram sabahı erken kalkılır, önce Ankara Kızılay’da Sergen pastanesinde sıraya girilir. Ziyaretçi yaşına göre tatlı veya yaş pastalar alınır; babamla birlikte zor taşırdık; ilk günü en yaşlılara, sonraki günler yaş sıralamasına göre ziyaretler yapılırdı, hatta, falancalara bu bayram yetişemedik, bir dahakine denirdi, ulaşım, arabası olmayanlar için bir zulümdü.

Bayramın adı şeker bayramıydı, böyle oluşunun nedeni, Ramazan’da kaybedilen enerjinin kazanılması sembolize ediliyordu. Her pasta götürdüğümüz yerde, bir de ikram olduğunda, çocuklar olarak biz şeker enerjisi patlaması yaşardık. Bu arada, demek ki mahallenin çocukları daha evvelden organize etmişiz ki, bayram günü mahalledeki bütün komşu evlerin zilini çalar ve yanımızda taşıdığımız poşetlerde topladığımız şekerleri birbirimize nispet yaparak, benimki daha çok diye hava atardık. Mendil veren komşularımıza da hayıflanırdık, illaki şeker olacak. Şekerin yanında durumuna göre ya hazır, ya da evde yapılmış likör ikram edilirdi. ‘Vay! sizin likör kahveli demek’, ‘Evet yeni çıkmış’, muhabbetleriyle kutlanırdı.

Misafire verilen değer kavramının had seviyede olduğu dönemleri yaşadık. Her evin bir misafir odası olur, ama o odayı ancak misafir geldiğinde, sıkça da bayramlarda görme şansımız olurdu. O oda kapalı durur ve o güzel mobilyada misafir rahat ederdi. Bu konuyu tam çözemedim, misafire olan saygı mıydı yoksa, işte bizim ne güzel yeni, pahalı mobilyalarımız var diye hava atmak mıydı. Bir diğer çözemediğm konu ise, orta sehpasında; sigaranın nerdeyse herkes tarafından içildiği dönemlerde; piyasada mevcut bütün sigaralar misafire ikram etmek üzere bulunurdu. Misafir demesin ki benim içtiğim bunların arasında yok.

Bayram davranışlarının bazı uygulamaları son derece komik olmasına karşın, insanların bir araya gelmesi, biz çocukların hoşça vakit geçirme fırsatı bulmamız, evet, bunlar gerçekten çok güzeldi.

Ramazan bayramı geldi, bugün ilk gün, eve zahmet edip de çikolata, şeker almadım, çocuklar da uzakta kimsenin geleceği yok; bir sonraki bayrama kalacak zaten; benim kimseye ziyarete gitmediğimden de belli, onlar da şeker almamıştır. Öyle bir dönmeme gelindi ki, komşunuzla, evden çıkarken tesadüfen karşılaşırsanız, selamlaşıyorsunuz, hal hatır sormak olmadığı gibi, evinize davet etmek aklınızdan geçmiyor.

Bayramların bir vazgeçilmezi de kabristan ziyareti, ben bu geleneği sürdürsem de, Erdek’te ilk günde kabristan’da kimseleri görememek beni üzdü.

Değerlerimizi kaybediyoruz, benden söylemesi, nerde o eski bayramlar desem iyi de, durum daha vahim, hangi bayramlar.

Hoş kalın, esen kalın.


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir