Cumartesi, Ekim 31, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

RÖPORTAJ / S.ÇINAR / D.AYDIN

YAŞASIN EDEBİYAT 2. ULUSLARARASI KISA ÖYKÜ ile NOVELLA ve KÖŞE YAZISI YARIŞMASI seçici kurulu tarafından, 2026 yılının köşe yazısı seçilen “Geçen Zamanın Anatomisi” adlı başarılı çalışmanın sahibi gazeteci, yazar Meltem Soğuk Stropoli Medya Söyleşileri köşemizde konuk olarak bu bölümde bizlerle.

Yazarın, köşe yazısında, her dönemde, herkes için geçerli önemli bir kavramı derinlemesine inceleyerek, gerek nesnel gerekse öznel değerlendirmeler yapması, tanınmış isimlerin farklı tespitlerini ve çalışmalarını akıcı bir üslupla sunması, okuyucuyu ilk satırından itibaren içine alan, günümüz dinamizmine uygun özgün kalemi, entelektüel birikimini sunmadaki sadeliği, bakış açısı zenginliği, tek solukta okunabilen köşe yazısı özelliğini barındırması, nedenleriyle Meltem Soğuk Stropoli’nin “Geçen Zamanın Anatomisi” adlı çalışması, YAŞASIN EDEBİYAT 2. KISA ÖYKÜ ile NOVELLA ve KÖŞE YAZISI YARIŞMASI’ nda 2026 yılı köşe yazısı seçilmiştir.

Ne güzeldir bir gazeteci için satırlarının okuyucu tarafından okunması, sevilmesi, tercih edilmesi ve hatta takdir görerek ödüllendirilmesi bilir misiniz? Farklı birçok türde yazan tüm yazarlar için de böyledir. Gazetecilik üzerine çok yazdım biliyorsunuz, şimdi değerli konuğumuz yanımızdayken sizinle buluşmasını geciktirmek istemem. Ama biliniz, oyuncular için sahnede alkışlanmak, takdir edilmek, yeteneğiyle ilgili ödülle buluşmak neyse, yazarlar için de aynı duygular söz konusudur. Güzel olanı da aynı meslekten gelen kurumsal yapılar tarafından seçiliyor olmaktır. Bunu yazarken ister istemez aklıma düştü. Bundan on altı yıl önce, Şalom Gazetesi tarafından, Gözlem Yayıncılık çatısı altında kitap editörlüğü yapan genç yaşta kaybettiğimiz Gila Kohen anısına düzenlenen öykü yarışmasında başarılı bulunmuştum. O anda yaşadığım mutluluğu anlatamam çok güç. Bir yandan “anısına saygıyla” kelimeleri konuşturmak, diğer taraftan seçilen yazarlar arasında bulunabilmek. Konuğumuzun başarısıysa bunlardan çok ileride. Meltem Soğuk Stropoli, zaten seçkin bir gazetede, köşe yazarı. Okurlarıyla sürekli buluşan her geçen gün sorumluluğu artan, ne düşünürse düşünsün, gerçeğin, kurmaca dünyanın dayattığı fantezilerden ayrı tutularak aktarıldığı, yorumların, nesnel olunmasına özen göstererek kaleme alındığı köşe yazarlığı görevini üstlenmekte. Etik değerleriyse saymıyorum bile. Meltem Soğuk Stropoli…

Gazeteci yazarımızla, yaşamı, yazılarında değindiği önemli konular ve çalışmaları hakkında sohbet etmek için birlikteyiz şimdi. Medya Söyleşileri başlıyor…

Deniz Aydın – İsviçre’nin Sesi Gazetesi’nin köşe yazarı olarak tanıyoruz sizi. Kurumsal bir gazetede yazmanın yanında kaleminizle projemize katılmanız hepimiz adına memnunluk verici. Bundandır ki duyurumuzu paylaşırken gazetecilerin, yazarların, yazar adaylarının aramızda olmasını isteriz. Ve kutlamak isterim. İkincisini gerçekleştirdiğimiz bu özel çalışmanın başarılı isimleri arasında gazeteci meslektaşımızın bulunması ayrıca çok büyük kıvanç bizler için de. Hoş geldiniz köşemize. Neler söylemek istersiniz?

Meltem Soğuk Stropoli – Öncelikle bana “gazeteci” sıfatını yakıştırmanızın onur verdiğini söylemek isterim. Gazetecilikle beni bağdaştırmanıza sebep üç yıldır İsviçre’nin Sesi gazetesine yazdığım köşe yazıları diye düşünüyorum. Bu, yazma tutkumla birlikte başlayan bir süreç oldu. Benim için kendimi yazıyla ifade edebilmek büyük bir zenginlik, âdeta bir ihtiyaç. Bunu da bir gazete aracılığıyla yapabilmek, düzenli olarak okurlara ulaşabilmek gerçekten çok büyük bir tatmin. Yarışmanızın duyurusunu gördüğümde heyecanlandım çünkü ilk defa bir edebiyat yarışmasında kısa öykü ve novellanın yanı sıra, köşe yazısı kategorisinin dâhil edilmiş olduğunu gördüm. Ayrıca yarışmanın bir gazete tarafından düzenlenmesi ilgimi çekti. Köşe yazısı yazdığım için, bu kategorinin benim için yaratıldığını hissettim ve o an içimden bir ses “katılmalısın” dedi. Bu kararı o an vermiş olmaktan ve yazımın ödüle değer görülmesinden ötürü çok mutluyum.

Sermed Çınar –Hoş geldiniz. Biliyorsunuz, aslında serbest köşe yazarlığı kişinin neredeyse tüm dünyasının okuyucularla paylaşılması hali, yansıma gibi. Bir yandan da zaman içinde dostlukların kurulduğu farklı bir yazarlık aşaması. Deniz Aydın’ın dediği gibi içinde kurmacanın barınmadığı, en yalın haliyle okurla karşılıklı gerçekleştirilen önemli bir alış–veriş belki de. Bunu konuşmalıyız. Yine de önce sizi köşemiz okurlarıyla tanıştırmak için gelin baştan başlayalım. Dünyanın neredeyse her bölgesine yayılmış bir toplumun temsilcisi olarak size sormak isterim. Nasıl başladınız hayata? Çocukluğunuz, aileniz, çevreniz…

Meltem Soğuk Stropoli – Bir öğretmen çocuğu olarak, okumayı ve yazmayı çok erken yaşlarımda sevdim. Yarışmaya başvurduğum “zaman” kavramıyla ilgili yazımda da bahsettiğim gibi, ailevi sebeplerden dolayı ilkokula bir buçuk yaş erken başladım. Çok daha küçükken de, benden dört yaş büyük ablamın okula gitmesine ve okumayı öğrenmesine imrenerek “Bir an önce ben de okula gidip, okuma öğreneceğim” diye direttiğimi hatırlıyorum. Aile içinde hala gülümsenerek anlatılan bir konudur bu olay. O yıllarda sınıfta hızlı okuma yarışmaları yapılırdı, şimdi var mı bilmiyorum. Öğrenciler verilen metni okurken, öğretmenimiz zaman tutardı. Bu anlar sınıfta en keyif aldığım anlardandı. Sadece okumayla ilgili değil, genel olarak “dil” konusuyla güzel bir ilişkim olmuştur. Yabancı dilleri öğrenmeye hep yatkındım, bugün de severim. Türkçeyi hangi koşullarda olursa olsun doğru kullanmayı daima önemsedim. Bugün, yazılı hızlı mesajlarda dahi önem verdiğim konudur. Pratik yazışan yeni nesil için kimi zaman eskide kalmışım gibi hissediyorum. On iki yıldır yurt dışında yaşıyorum, eşim İtalyan. En korktuğum konulardan biridir sık kullanamadığımdan ana dilimi yazarken ve konuşurken araya yabancı dilde kelimelerin girmesi. Farkında olmadan yaptığım oluyordur, ama sürekli bu konuda kendimi eğitmeye ve duyarlı davranmaya özen gösteriyorum.

Eczacılık fakültesinin ardından yirmi yıla yakın Türkiye’de ve Avrupa’da ilaç endüstrisinde çalıştım. İlaç, sürekli okuyup kendimi geliştirmek durumunda olduğum bir alandı ve o dönemimde zorunlu olarak edebiyatı ikinci plana bırakmıştım. Mesleki okumalara ancak zaman bulabildiğim yoğun tempoda çalıştığım bir dönemdeydim. Yine de kitaplarla ve kelimelerle çocuklukta kurulan bağlar çok güçlü oluyor ve genellikle yetişkinlikte hayatın telaşından geri plana atılıyor olunsa da, günü geldiğinde yüzeye çıkarak yeniden eski baskın haline geri dönebiliyor.

Deniz Aydın – Kim ne derse desin tüm yeteneklerin erken yaşlarda başladığını ve bu durumun fark edildiğini düşünürüm. Kendimiz bile günün birinde yeteneğimizle ilgili adımlar atacağımızı biliriz de söz etmeyiz bence o yaşlarda. Sizin için “ilk” neydi. Biraz paylaşsanız?

Meltem Soğuk Stropoli – Biraz önce belirttiğim gibi çok okuyan, okumayı seven bir çocuktum. Ablamla bana doğum günlerimizde kitap hediye edildiğini hatırlıyorum. O zamanlar çocuklar için Altın Kitaplar yayınları vardı, / bildiğim kadarıyla hala var/ ablamla o seriyi biriktirmeye bayılırdık. Yazmaksa çocukken içten içe imrendiğim bir konuydu. O yıllarda Mark Twain’in Tom Sawyer’ı ve Huckleberry Finn’in Maceraları ile Enid Blyton’ın Afacan Beşler ve Gizli Yediler adlı kitaplarına bayılırdım. Bu heyecanlı maceralara özenerek sekiz dokuz yaşlarındayken küçük, mavi bir not defterine kısa bir hikâye yazma girişimimi hatırlıyorum. Ancak başarılı olamadım (gülüyor). Ortaokul ve lise dönemimde düzenli günlük yazdım, hala saklarım yazdıklarımı. Günlük yazmanın hem çocuklar ve gençler, hem de yetişkinler için dili etkili kullanmak, yazma pratiği kazanmak gibi faydalarının yanı sıra, çok sağaltıcı bir yanı olduğuna inanıyorum.

Sermed Çınar – Madem çocukluğunuzdan ve ailenizden sorularla başladım, eğitim döneminize değinmeden olmaz. Arkadaşlıklarınız, dostluklarınız, o süreciniz nasıl ilerledi?

Meltem Soğuk Stropoli – Okula annemin öğretmen olduğu eğitim kurumunda başlamak ve ilk iki yılı onun sınıfında okumak bence bütün öğrencilik hayatımı şekillendirdi. Öğretmen çocukları beni anlayacaktır, bu duygu küçücük yaşlarda insanın omzuna farklı sorumluluklar yüklüyor. Allah’tan, derslerle arası iyi olan bir çocuktum da bu durumdan alnımın akıyla çıkabildim (gülüyor). Ancak
bu kez de, sınıf arkadaşlarım tarafından “torpilli öğrenci” olarak algılandım. Bu baskı yıpratıcı geldiği için üçüncü yılda, sınıf ve öğretmen değiştirdim. “Annen öğretmeninin arkadaşı, o yüzden torpillisin” yorumlarıyla baş etmek durumunda kaldım bu sefer de. Bugün geri dönüp baktığımda, duyan herkese inanması zor gelse de, sekiz yaşındayken, sınıftaki hırslı, kıskanç bir erkek öğrenci tarafından teneffüste, sınıf arkadaşlarımın önünde, nasıl bir şiddete maruz kaldığımı hatırlıyorum. O yıllarda ilkokullarda “Rehber Öğretmenler” veya “Psikolojik Danışmanlar” yoktu. Günümüzde bu tür bir olaya maruz kalsaydım, konunun çok farklı yönetilebileceğini düşünüyorum.

Kişiliğimi şekillendiren ve bana en büyük katkısı olan yıllarsa, çoğunluğun düşündüğünün aksine üniversite yıllarım değil, yedi yıl okuduğum Kadıköy Anadolu Lisesi’dir. O yıllarda şanslıydık, çok iyi öğretmenlerle, çok da iyi bir eğitim aldık. Köklü ve güzel dostluklarımız o sıralarda oluşmuştur. Kırk yılı aşkın süredir de bu dostlukları sürdürmeye ısrarla devam ediyoruz.

Üniversite eğitimimi ise, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde tamamladım. Benim açımdan tarihiyle, zengin kültürüyle, eşsiz coğrafyasıyla İstanbul’u tanıyıp keşfedebildiğim, hayatı anlamaya başladığım yıllardır üniversite dönemim.

Deniz Aydın – Bir konu var, bu aşamada sormak istediğim. Siz, farklı yazım türlerinde de kalemini kullanabilen bir yazarsınız. Köşe yazılarınızın yanında, öyküleriniz de söz konusu. Danışanlarınızın bulunduğu, insana dair kıymetli çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz. Ayrıca mesleğiniz var yanınızda. Tüm bunlarla ilgili bilgilendirseniz okurlarımızı. Meltem Soğuk Stropoli, günümüze gelene kadar hangi alanlarla ilgili faaliyetlerde bulundu, bu gün hangileri devam ediyor?

Meltem Soğuk Stropoli – Yazarlık serüvenim elli yaşından sonra başladı diyebilirim. Üniversite mezuniyetimin ardından pek çok genç gibi, iş hayatı ve başarılı kariyerin peşine düştüm. Eczacılık mezunu olduğum için kariyerimi ilaç endüstrisinde oluşturmaya karar verdim. İlaç sektörü kolay bir çalışma alanı değildi. Özel hayatından fedakarlık yapacak kadar emek vermeyi ve çok çalışmayı gerektiriyor. Bir de, tabi ben “X” neslinden geliyorum. Sorumluluk almak ve verilen görevi en iyi şekilde yerine getirip kendimizi ispat etmek çok önemliydi bizim neslimiz için. Ayrıca kim ne derse desin, erkek egemen toplumlarda profesyonel iş hayatında kadın çalışan ve kadın yönetici olarak var olmak artı bir çaba gerektiriyor. On sekiz yıl boyunca Türkiye, İsviçre ve İrlanda’da yöneticilik görevlerinde bulundum. Kişiliğimin, bağımsız ve girişimci bir yanı var. Bu yanım, kurumsal hayata ara verip, altı yıl kadar ortağımla birlikte ilaç sektörüne katkı sunan veren kreatif bir ajans kurarak, yönetmeme neden oldu. Yeniden döndüğüm kurumsal hayata, ülke içinde ve dışında uluslararası görevlerle devam ettim. Özel hayat–İş hayat dengemin biraz yalpaladığı yıllardı diyebilirim size. 2020 yılında yaşanan pandemi döneminde kurumsal hayatı bırakma kararı aldım. Bu benim için bastırılmış tutkumun açığa çıkmasını sağlayan tetikleyici güç oldu aslında. 2023 yılında ilk kitabım “Yeşil Mavi Hayat ve 50 yaş…” yayımlandı. 2023 yılında “İsviçre’nin Sesi” gazetesinde köşe yazıları yazmaya başladım. Kendi kendime yazdığım kısa öykülerim de bulunuyor.

Yazmamın yanında 2021 yılından itibaren “Bütünsel Beslenme Danışmanlığı ve Sağlık Koçluğu”, “Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçluğu” ve “Menopoz Koçluğu” konularında eğitimler aldım. Sertifikalı “Fonksiyonel Tıp Sağlık ve Menopoz Koçu” olarak kırk yaş üstü kadınlara danışmanlık yapıyorum. Aldığım eczacılık eğitimi, ilaç sektörü tecrübem, sağlıklı yaşamaya ve yaşlanmaya olan kişisel ilgim, ne mutlu bana ki bu işi de tutkuyla yapmamı sağlıyor.

Sermed Çınar – Sizin kaleminizden çıkan ve müjdeleyelim, çok yakında okurlarımızla buluşacak, “Geçen Zamanın Anatomisi” çalışmanız “Yaşasın Edebiyat En İyi Köşe Yazısı Ödülü” sahibi oldu kısa süre önce. Bu konuda neler anlatırsınız?

Meltem Soğuk Stropoli – Köşe yazısı yazmaya başladığımda bir gün bu konuda ödül alabileceğimi hayal bile edemezdim doğrusu. Köşe yazarlığına, yazmayı ve kendimi kelimelerle ifade etmeyi sevdiğim için başladım. Konunun serbest olması da hemen hemen hissettiğim, ilgimi çeken, beni düşündüren ve meraklandıran her konuda yazmama olanak sağlıyor. Bu bazen seyahat ettiğim bir şehrin bana hissettirdikleri, bazen de önemsediğim kavramları irdeleyebileceğim yazılar şeklinde olabiliyor. Köşemin adı zaten “Yaşamın Renkleri” Yazılarımın yanı sıra bir de zaman zaman “İlham Veren Hikâyeler” adıyla ilham veren kişilerle yaptığım röportajları paylaşıyorum. Okurlarımızla bir şeyleri paylaşma duygusundan büyük keyif aldığımı söyleyebilirim. Gözlemlemeye, soru sormaya, insan doğasını, davranışlarını anlamaya küçük yaşlarımdan beri yatkın ve meraklıyım. Bu nedenle röportaj yapmak, karşımdaki kişiye güvenli alan yaratabildiğimi görmek, o kişinin samimiyetle kendini okura açması, hislerini ve düşüncelerini aktarması benim için büyük mutluluk kaynağı. Sizlerin de bu konuda beni anlayacağınızı düşünüyorum.

“Yaşasın Edebiyat” yarışmasına yazı göndermek için seçim yaparken biraz kararsızlık yaşadım doğrusu. Üç adet yazı istenmişti. Ödül alan “Geçen Zamanın Anatomisi”nin yanı sıra, benim çok sevdiğim, üzerine sık düşündüğüm “Yürümek” konusuyla ilgili yazımı ve bende çok güzel bir tat bırakan, bir edebiyat gezisi olan Trieste tecrübemi paylaştığım yazımı gönderdim. Yarışmada talep edilen rumuz olarak, çok sevdiğim ve uğuruna inandığım köpeğim Grissino’nun adını kullandım. Ayrıca kısa özgeçmişimde de Grissino’dan bahsetmiştim. Başvuru sürecinde en çok hoşuma giden detay, başvurumun teyidi için gönderilen e–posta’da yazılı olan bana, eşime ve Grissino’ya güzel günler dilekleri oldu.

Deniz Aydın – Sermet Çınar ile sorularımızda, önünde sonunda ortada buluşuruz. Bu kez sırası bana düştü, mutluyum. Bu güne kadar yayın evleriyle paylaştığınız, kitaplarınızdan söz etseniz?

Meltem Soğuk Stropoli – Şu ana kadar yayımlanmış bir kitabım var, Yeşil Mavi Hayat Ve 50 yaş… Bu günlerde de ikinci kitabım üzerine çalışıyorum.

Sermed Çınar – Yeşil Mavi Hayat Ve 50 yaş… Okurlarımıza neler anlatırsınız bu kitabınız hakkında?

Meltem Soğuk Stropoli – Yeşil Mavi Hayat Ve 50 yaş… Bu kitabım roman yazma isteği olan bir kişinin hayatının bir döneminde birdenbire kalbinden ve düşüncelerinden dökülenler aslında. Aklımda günün birinde kitap yazmak hep vardı, ama böyle bir kitap yazacağımı düşünmemiştim doğrusu. Pandemi sırasında taşındığımız Dublin’de başladım yazmaya. Dublin şehir merkezinin az dışında, denize açılan, kendine özgü karakteri olan Sandymount’ta yaşamamız, pandemiden dolayı her gün sadece evimizin çevresinde yürüyüş yapabilmemiz, deniz kıyısında çok vakit geçirmeye yöneltti beni. Gelgitlerle değişen geniş kıyı, sürekli olarak sesli kitap dinlediğim bir mekân oldu benim için. Evdeysem de sürekli okuyordum. Belki Dublin’in verdiği ilham, tüm okuduklarım ve daha önce okuyup not aldıklarım, yoğun iş hayatından yeni ayrılmış olmam, pandeminin ortasında olmak ve babamı yakın zamanda kaybetmek beni, zaten sık düşündüğüm bazı konuları daha derinlemesine sorgulamaya yöneltti. Yeşil Mavi Hayat Ve 50 yaş… kitabım yayınevim tarafından “Kişisel Gelişim” kategorisinde basıldıysa da kişisel gelişim kitabı değildi bana göre. 50 yaşına basmamla birlikte mutluluk, yalnızlık, hayatta anlam arayışı, insanın doğayla ilişkisi gibi farklı kavramları, kendi deneyimlerim, araştırmalarım ve ilham veren düşünür ve yazarların görüşleriyle harmanladığım, yer yer kendi anılarıma da yer verdiğim deneme–inceleme–anı tarzında bir kitap. Sanırım kitap kendi kategorisini yarattı (gülüyor).

Deniz Aydın – Sohbetimizin daha başında dile getirmiştim. Kurmaca ile köşe yazısı yazmanın birbirini zorlayan yanlarını. Siz bu iki farklı türü üretirken nasıl bir devinim yaşıyorsunuz?

Meltem Soğuk Stropoli – Aslında kurmaca yazdığım söylenemez. Yalnızca kısa öykülerim var ve kalbimin derinliklerinde hala bir gün roman üzerine çalışmak yatıyor. Diğer taraftan, “deneme” tarzını da çok seviyorum. Hem okumak iyi geliyor, hem bu yazım türüne eğilimim olduğunu düşünüyorum. Bence köşe yazılarımı da bir nevi deneme tadında yazıyorum. Araştırma, inceleme ve konuları sorgularken kendi fikirlerimle harmanlama fikri bana çok sıcak geliyor. Geriye dönüp
baktığımda ilk kitabımda da bunu yaptığımı fark ediyorum. Büyük soruların cevaplarını ararken, okuru kendi sorgulamama davet ederek birlikte düşünmeyi sağlamak…

Bunu yaparken tanınmış isimlerin görüş ve tespitlerine sığınmak zaman zaman, hem ufuk açıcı, hem bilgilendirici geliyor. Öncelikle kendim için yapıyorum bu durumu. Okuru bilgilendirmeye, düşündürmeye katkım da oluyorsa ne mutlu bana.

Sermed Çınar – Öyküler ve köşe yazıları denildiyse artık sırası gelmiştir. “Yaşasın Edebiyat“ projesiyle nasıl buluştunuz? Bu projeyi neleri göz önünde bulundurarak değerlendirdiniz?

Meltem Soğuk Stropoli – İyi bir okur olduğumu söyleyebilirim ve son birkaç yıldır kitap kulüpleri de hayatıma girdi. Bu beni çok mutlu ediyor. Aktif olarak üyesi bulunduğum üç kitap kulübüm var. Yaşasın Edebiyat projesi duyurusunu “Mahal Edebiyat“ platformu aracılı ile Göçmen Kitapseverler kulübümüzün sosyal medya paylaşımında gördüm ilk. Hemen ilgimi çeken kısmı, başta dediğim gibi novella ve kısa öykünün yanı sıra, köşe yazısını da ayrı bir kategori olarak belirtmiş olmanızdı. Bu beni çok heyecanlandırdı ve ilk andan itibaren içime olumlu bir his doğdu. Ek olarak bildiğim, Mahal Edebiyat gibi bir platformda duyurusunun yapılması, Sanat Yarışmaları sitesinde de görmüş olmam beni etkiledi. Ayrıca Zweig’ı ve Kafka’yı çok severim. Bu iki büyük ustanın anısına olması da ilgimi çekti.

Deniz Aydın – Çalışmalarınızı inceleme fırsatını bulmuş olsak dahi, sizden dinlemek isteriz. Hedef kitleniz, okurlarla ilişkileriniz, sizi sıkı takip edenler, diğerleri. Neler paylaşırsınız okurlarımızla?

Meltem Soğuk Stropoli – Kitabım yayımlandığında / özellikle kapağına “Ve 50 Yaş…” ibaresini de eklediğimiz için / okur kitlemin benim yaşlarımda, orta yaş, ya da üzeri yaş grubundakiler olacağını düşünmüştüm. Ancak okuyup olumlu yorum yapanlar arasında gençleri de görmek beni çok mutlu etti. Günümüzde sosyal medya, sanatın hangi dalı olursa olsun, eskiden hayal bile edemeyeceğimiz şekilde, bize iyi hissettiren her türlü eserin yaratıcısına ulaşabilmemizi sağlıyor. Görüşlerimizi ve hissettiklerimizi direkt paylaşabiliyoruz. Bu, her iki taraf için müthiş bir şey! Ben de sosyal medya sayesinde bazı okurlardan direkt yorum alabilme şansına eriştim. İçlerinde beni çok duygulandıran mesajlar oldu. Hiç tanımadığınız birilerinin hayatına kelimelerle dokunabilmek çok değerli. Ayrıca bahsettiğim kitap kulüplerim de benim için çok kıymetli. Bu kulüplerdeki arkadaşlarımın hepsi çok iyi birer okur, ayrıca bazıları yazar, çevirmen ya da editör. Dolayısıyla / hem kulüplerden, hem de kulüp dışı / kitabım ve köşe yazılarım için bire bir yorum alabildiğim, gerektiğinde beni eleştiren, gerektiğinde destekleyici geri bildirimler veren çok değerli arkadaşlarım var. Hatta ikinci kitabımı yazmaya kalkışmam konusunda beni cesaretlendiren yine kitap kulübü dostlarım oldu diyebilirim.

Sermed Çınar – Meltem Soğuk Stropoli yaşadıklarından bağımsız kendini anlatmayı istese, okur kitlemize neler söyleyebilir? Dünya görüşü, yaklaşımı, hayata bakışı nasıldır?

Meltem Soğuk Stropoli – En zor soruyu en sonlara saklamışsınız, bunu sormayacaksınız diye sevinmiştim (gülüyor). İnsanın kendini anlatması çok da kolay mesele değil. İnsanın hayatta sürekli değişen, dönüşen bir varlık olduğuna inanıyorum. Her yaşta öğrenip, gelişiyoruz aslında. Bu, benim var olmayla ilgili görüşümün temelini oluşturuyor galiba. Sadece kendimiz değil, etrafımızdaki her şey sürekli değişim içinde. Dünyayı ve başımıza gelenleri kontrol edemiyoruz ama elimizde onunla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebilme gücü var. Bakış açısının ve sağduyunun rolünü, yaşamda başımıza ne geldiğinden çok, ona nasıl tepki verdiğimizin önemli olduğu görüşünü çok önemsiyorum. Her bir bireyin bu şekilde bakmasının bütünde dünyayı nasıl olumlu yönde değiştirebileceğini sık sık düşünürüm.

Kendime vakit ayırmayı, merak etmeyi, öğrenmeyi, yeni tecrübeleri seviyorum. Yaşlandıkça doğaya verdiğim anlam da değişiyor ve dönüşüyor. İnsanın doğadan ayrı bir varlık olmadığını düşünüyorum. Beden, zihin, duygular, doğa ve insan ilişkileri birbirinden kopuk değil. İnsanın kırılganlığını ve diğer canlılarla bağını fark ettiğimden beri doğaya ve hayvanlara çok daha fazla önem verir oldum.

Deniz Aydın – Katılımınız için teşekkür ederiz. Medya Söyleşileri köşemizin sonunda, okurlarla konuğumuzu baş başa bırakıyoruz. Buradan okurlarınıza neler söylersiniz?

Meltem Soğuk Stropoli – Beni gazeteci-yazar sıfatıyla ağırlayıp konuk ettiğiniz bu söyleşinin sonunda ilk aklıma gelen mesaj, insanın kendisine biçilen kimlikleri sorgulayabilmesi ve hayatın yönünü yeniden seçebilme özgürlüğü. Yaşadığımız sürece, gerçekleştirmek istediklerimiz için hiçbir zaman çok geç değil. Yaşadıklarımız her ne olursa olsun, eğer istersek, emek verirsek bunları yeni bir anlatıya dönüştürmek her zaman mümkün.
Çok teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir