HEPİMİZ KADINIZ
Mart ayının sekizi tüm dünyada kadınlar günü olarak kutlanır. Birkaç tatlı sözcük, seçilmiş hediyeler, derilmiş kır çiçekleri, yemeğe çıkmalar, caddelerde gezmeler, sinema ve tiyatroya gitmeler, illa sosyal medyada envaiçeşit hazırlanmış özlü sözlerin genişçe yerini bulabildiği kartların sevgiliye, eşe yollanması hadisesi. Unuttuğum farklı etkinlikler de vardır kuşkusuz. Tüketimin artırıldığı, boy boy fotoğrafların şehrin cafcaflı semtlerinde “billboard” sayesinde arzı endam ettirildiğini unutmadım mesela. Televizyon kanallarının bilumum kuşaklarında reklamlarda gözünün içine içine sokulan pırlantaların, yakut ve elmasların, üstüne yazılmış en romantik cümlelerle servis edilmelerini bir de. Programları saymıyorum bile…
Siz okuyucularımız elbette biliyorsunuz önemini de, bilmeyen azınlığa anlatmak istiyorum. ABD’nin New York eyaletinin aynı adlı şehrinde, 8 Mart 1857’de tekstil fabrikası kadın işçileri daha insani şartlarda çalışma koşullarının sağlanması talebiyle grev kararı alır. Polisin işçilere saldırması, onları fabrikaya kilitlemesi sonrasında çıkan yangında fabrikanın önüne kurulan barikatlar nedeniyle 129 kadın işçi kaçamadığından feci biçimde yanarak hayatlarını kaybeder. On beş bin kadın yıllar sonra 1908 yılında, New York City’de çalışma süreleri, hak ettikleri kadar ücret ve oy hakkı için sokağa dökülür. Bir yıl sonra da Amerikan Sosyalist Partisi 28 Şubat’ta ilk “Ulusal Kadın Günü” etkinliğini gerçekleştirir. 1910 yılındaysa Danimarka’da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı sırasında, devrimci sosyalist, Marksist-Leninist Alman politikacı Clara Zetkin, bu tarihin uluslararası bağlamda “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olmasını önerir. Bu öneri farklı ülkelerin kadın temsilcileri tarafından oy birliğiyle kabul edilir. Ülkemizde de “Emekçi Kadınlar Günü” 1921 yılında kabul edilir. Günümüze değin kesintiye uğradığı olsa da 8 Mart’ta geniş katılımlarla önemli etkinler yapılır. Ek bilgi; 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül darbe döneminde ara verilse de 1984 yılından sonra etkinliklere devam edildi. Kadın örgütleri işçi sendikaları, sivil inisiyatifler, dernekler, etkinliklerde güçlü bir biçimde mücadele konularını, kayıplarını toplumla paylaştılar. “Kutlama” kelimesi verilen onurlu mücadeleyi ifade etmekte sakil kalır kullanmıyorum. Çünkü günün kabulünde işçilerin hayatlarını kaybetmesinin etkisi büyük… Umarım bu yılki 8 Mart’ta, kadın şiddetinin artırıldığı bir etkinlik gününe tanıklık etmeyiz. Şiddetin önlenmez yükselişine öykünürcesine, daha büyük boyutlara ulaşmaz kadın şiddeti. Ve güzel ülkemin içinde ve diğer ülkelerde de eylem yapanlara umarım dokunulmaz… Bundan çeyrek yüzyıl önce gazetede yazdığım 8 Mart yazısından alıntıladığım bir bölümü dünü ve günü değerlendirmeniz adına sizlerle paylaşmak istiyorum. İyi okumalar dilerim…
“Hepimiz Kadınız”
/…..Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık(!) Vatana millete hayırlı olsun. Doğudan batıya son derece şiddetle üstelik. Canım oğlumun annesine en büyük emekçi sıfatıyla mesajımı yolladım. Çocukluğumun gülünesi aşklarına ve bilumum kadın arkadaşlarıma sonra içsel. Onca yıldır göremediğim anacığıma kalben gönderebildim mesajımı, kim bilir nerededir. TÜSİAD kadınlarına mesaj yollayamadım, tahammülüm yok, affetsinler ne yapabilirim? Zorla o yola sürüklenen kadınlar önünde saygıyla eğilirken tecavüze uğrayan kadınların tamamından, erkekler adına utanarak af diledim. “Fatma Gül’ün suçu ne?” dedim ve tüm Fatma’lara sevgi mesajları yolladım. Alevi’si, Kürdü, Çerkez’i, Laz’ı, Ermeni’si, Yahudi’si demeden tümüne iyi dileklerde bulundum. Ayırımım sadece emekten yana oldu. Emekçi kadınlarla emek tacirlerini ayırdım mesela. Gazetelerin manşetleri, televizyon yayınları, ayırım yapamadı yine. Sıradan günde, cinayet haberi pek ilgi çekmez, 8 Mart’ta okunur diye yine manşetten kadın cinayetleri, büyük puntolarda analizleri. Düşün adamın teki, nasıl cani ruha sahipse, eşini katletmek için Kadınlar Günü’nü seçiyor bunu manşetten okuyoruz. Gazeteyi kadınlarımıza bırakamıyoruz yazacaklarından korkuyoruz herhâlde. Kadının meta olarak kullanıldığı reklamları yayınlamaktan imtina etmekse asla…
Hepimiz Hırant’ız ancak, o gün “Hepimiz Kadınız” diyemiyoruz. Serde asillik var tabi, yakışır mı şimdi delikanlı adama bir günlüğüne de olsa “Kadınız” demek. Yan odada işlenen şiddete göz yummak, hemen dibimizde dövülen, katledilen kadınları, model telefonumuzun bilmem kaç piksel kamerasıyla pervasızca çekmekten utanmamak, “Belki engel olabilirdim, ama adamda silah vardır diye çekindim” sözüyle savunma yaparak, tacize, tecavüze uğrayan onlarca kadının sesini duymamak, en çok izlenen dizilerde şiddeti körükleyip vermek. Yirmi yılını Kakılmış’la geçiren nesillere nispete edercesine, yirmi yıl daha benzerleriyle ekranları doldurmaya pek de özen göstermek. Bu tür yayınları yapanların, karar verenlerin arasında kadınların bulunması tuhaf bir durum gibi geliyor öyle değil mi? Hiç de tuhaf değil aslında biliyor musunuz?.. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. İlk eşini öldüren adam, on yıl yatıp çıkmış. İkinci eşini hasta yatağında öldürtmüş. Ekranlarda Doğu’nun kadınları, Batı’nın kadınları. Adnan Hocacı kadınlar. Evlatlarını yıllardır arayan annelerse her Cumartesi meydanlarda… Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Haberlerde, dizilerde, programlarda kadın şiddetine devam. Tematiklerde sofra adabı ve muaşeret. Bıçak sola, çatal sağa. Yok, öyle değil… Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Kadınlar gün boyunca etkinlikler yapacak, topluma sorunlarını anlatacak, emek mücadelesini aktaracak, bir yolunu bulurlarsa yürüyecekti meydanlarda. İş çıkışında olacak ama tüm bunlar. Yemeğini önceki günden hazırlayacak. Akşam denk gelir de bir çiçek uzatılırsa ve alırsa, “elin adamının çiçeği”ni neden aldığını eşine anlatacak, kendi gününde şiddet mağduru olmamayı dileyecek…Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü. Ama matil tatil yok öyle. Ne yapacaklarsa yapsınlar evden yapılacaktı belki de. Hayal ederek eylemler, hayal ederek sorunların anlatımı belki. Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlu olsun, tüm kadınların emekçi olduğu unutulmadan…/
Aradan onca zaman geçmiş. 2026 yılında yine resmi tatil yok, yine şiddet, şiddetlenerek devam etmekte komedi dizilerinden dramlara tümünde pik yapmakta şiddet sahneleri. Bilirsiniz, 1 Mayıs, “Bahar Bayramı” adıyla kutlanırdı eski yıllarda. İstanbul Tepebaşı’nda Kasımpaşa Stadı’nın yakınındaki Tepebaşı Gazinosu’nda ilk kez 1975 yılında işçiler adına gün düzenlenmişti. Üniversite öğrencisi olarak katıldığım günde dile getirilen taleplerden ilki, işçi bayramı olarak günün kabul edilmesiydi. 1935 yılından 2009 yılına değin verilen büyük mücadele sonunda “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” olarak resmi tatil ilan edildi. 1921 yılında kabul edilen bu günün de “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak resmi tatil ilan edilmesi benim en büyük dileğimdir…

