MODASI GEÇMİŞ SİYASA
Deniz Aydın –Bilmem kaçıncı kez mecliste çıkan tartışma sonucunda milletvekilleri birbirlerinin üzerine yürüdü sayısını unuttum. Yürümekle kalmayıp yumruklar konuştu haber diliyle söylemek gerekirse. Onları akşam yemeği saatinde haber kanalında izlerken dondum kaldım, geçmişe gittim birden. Liseye başlamışım, ilk yılım. Erken yaşta üzerime yüklü sorumluluklarım nedeniyle o yıllarda gerçekleşen büyük kavgaların falan zerre etkisi olmuyor üzerimde. Okuduğum lise zaten bölgenin, aktivitesi en bol eğitim kurumlarından. Gün geçmiyor ki baskın olmasın, korsan konmasın, polis gelmesin, kavga gürültü çıkmasın. İlk günüm, ilk ders. Birbirini tanıyanlar, önceki yıldan sınıfta kalanlar var. Aynı mahallede top koşturanlar çok da, karşı mahalleden lisemde okuyan kimse bulunmuyor. Sakin sayılır ilk gün olmasına rağmen…
O da ne? Aniden tekmeyle kapıyı açılıyor. Bir kolunu kaldırarak havada yumruk tutmuş, görece bizlerden daha büyük yaşlarda üç genç sloganlar atarak sınıfa giriyor. Ardından, bütün okulu dolaştığından sesi kısılmış olanı, duyurmaya çalıştığı isimler anlaşılmasa da yakın zamanda kaybettiğimiz arkadaşlarımız adına saygı duruşu yapılacağını bildiriyor. Herkes katılım gösterecekken, arkamdan fırlayan kısa boylu, sarı saçlı, siyah deri montlu, cesareti kendinden menkul sınıf arkadaşlarımızdan biri, konuşma yapan gencin üzerine uçuyor resmen. Anlık şaşkınlıklarının ardından sınıfa giren üç genç tek güç olup vurmaya başlıyorlar sınıf arkadaşımıza. Ama nasıl, öyle böyle değil. Sanırım korkudan, lisede ilk gününü yaşayanlar da, hayata bu anlamda biraz geç başlayanlar da donup kalıyor olduğu yerde. Bense tanımadığım halde daha ilk yumrukta bitiveriyorum yanlarında. Gözdağı böyle yapılırdı o zamanlar. Örneğini çok görmüştüm. Sonunu bildiniz bence, hiçbir olay olmamış gibi herkes kendi işine baktı birkaç dakika sonunda. Kantinde çay içerken “Bu sınıftan bir halt olmaz” diyordu sınıfın sorumlusu. Yanıldı aslında o sınıftan çok önemli isimler çıktı da, konumuz bu değil. Önünü sonunu düşünmeden, faydanın ölümüne birilerine vurmayı bilmekten geçtiğini sanan sempatizan boyutundaki kimliklerin, hayli fazlaca olduğu siyasi dönemler sonrasında, aynı yumruklaşmayı görünce televizyonda ne yalan söyleyeyim şaşırdım kaldım. Bir başka şaşkınlığımsa, çoğu kimsenin kapışmayı ayırmak yerine kavgaya katılmış olmasıydı. Dünya sevgi gününe birkaç gün kala ne kadar da manidardı olan biten. Metaforla, hayatın kavgadan, mücadeleden oluştuğunu anlatan şair Orhan Veli bu kavgaları kastetmemişti hiç kuşkusuz. Samimi bir bilgi size, mecliste kavgaya karışanların arasında görüp, şaşkınlıktan neye uğradığımı şaşırdığım bir isim vardı. Yakından tanıdığım bu isim, bana da çevresindekilere de gösterdiği saygıdan ve tevazudan dolayı çok takdir edilirdi hep. “Zaman ve Mekân” dememişiz boşuna Sermed Çınar ile birlikte. Değişimler olabiliyormuş… Gözü dönmüşçesine yapılan kavgaların gerçek anlamda bitmesini diliyorum. Bu modası geçmiş siyasa yerine, sadece ideolojilerin kapıştığı dönemleri görmeyi hayal ediyorum….
Sermed Çınar – Deniz Aydın, yine bir güncel trajikomik konuyla geldin. E, ne de olsa senin işin televizyon yapımcılığı, dolayısıyla görsel konuları yakalamak ve kibar kibar eleştirmek. Günün kahramanlarının adlarını vermekten imtina etmişsin anlaşılan. Neyse, görünen köy kılavuz istemiyordu zaten…
Hani bazı insanlar vardır, ekmeği sorarsın, sana buğdayın tohumunun tarlaya atıldığı andan başlar anlatmaya, ta ki fırında kızarana kadar. Bugün ben de biraz öyle yapacağım…
Melih Gökçek, Ankara’da uzun dönem belediye başkanı. Ben kendisini delikanlılık çağından itibaren tanırım. Her ne kadar dayımla aynı siyasi görüşü paylaşmamış olsalar da, çok iyi arkadaş, hatta dosttular. Kendisi sık sık dayımın Ankara Samanpazarı’ndaki dükkânına gelir uzun sohbetler yaparlardı. Bunca yıl sonra, demek ki ne kadar dikkatimi çekmişse, Melih Bey, tek olan ama her zaman tertemiz ütülü, koyu mavi renk takım elbisesi, beyaz gömleği ve kravatı ile ziyarete gelirdi, tam bir beyefendiydi. Evet, kendisi son derece kibar ve sakin yaradılışlı birisidir. Bu ikili uzun yıllar, siyasi görüşte ayrı kutuplarda olmalarına rağmen yaşlanana kadar dost kalmayı bildiler. Mutedil yaradılışlı Melih Beyin, oğlunu da dövüş sporlarında yetiştirdiğini sanmıyorum. Televizyonda milletvekilleri arasında kavga ederken gördüğümde cidden çok şaşırdım. Ortada kavgaya neden olacak ciddi bir siyasi çekişme de yok. Bir daha tekerrürüne şahit olmak istemem. Bir kıssa anlatmak isterim size…
Karadenizde bir ilçede; hepsi için geçerli, onun için adını vermeye gerek yok; yeni atanan kaymakama ilçeyi gezdirirlerken, yol mezarlığa da uzanmış. Gezdiren başlamış anlatmaya. Bu falancanın mezarı, furdi, furuldi, ikici mezar, falanca furdi, furdi, furuldi, üçüncü mezar furdi, furdi, furdi, furuldi. Aynı misal bizim mecliste de olan bitenler.
Herkes birbirini furdi, furdi ama furuldi da. Yani kazanan yok, nasibini alan var. Tabi tek taraflı oynamamak lazım, her kim bu kavgaya karıştıysa tümü furdi ve furuldi.
Bizler bu tip meclis kavgalarını, genelde, Latin Amerika ülkelerinin meclislerinde görüyor ve bir komedi unsuru olarak niteleyerek, gülerek izliyorduk. Nerden bilirdik, atalarımızın “Gülme komşuna gelir başına” atasözünün bu denli etkili olup, ekranlarımıza taşınacağını. Bu meclis kavgaları sıklaşmaya başladı ve dozu da gün geçtikçe artmaya. Bu gidişle siyasi partilerin, boks, taekwondo ve benzeri sporları yapmış milletvekillerini parti kadrolarına katmalarında yarar olacaktır diye düşünüyorum; en azından meclis kavgalarına görsel bir renk gelecektir…
Deniz Aydın / Sermed Çınar – Ortak dileğimiz, televizyon kanallarından, zihin dilinin, ideolojilerin kıyasıya karşılıklı tartışıldığı meclisleri izlemek. Yetmişli yıllarda olduğu gibi, er meydanı stüdyolarda, herkes anlatsın vatana millete nasıl katkı sunmak istediğini, dileyen dilediği görüşü benimsesin. Ne dersiniz? Sevgiyle…

