PARDAYAN – GÜNDEM İRAN
SERMED ÇINAR
Kasım 1979 İranlı öğrencilerin başını çektiği ABD Büyükeliçiliğine yapılan baskın ve bunun sonucunda 52 ABD elçilik mensubunun tam 444 gün müddetle rehine tutulduğu krizden bu yana neredeyse yarım asır geçti.
Sonrasında 1981 de Ronald Reagan’ın başkan seçilmesinden hemen sonra rehine krizi çözüldü ancak, petrol, enerji sektörü ve finansal sektörler başta olmak üzere birçok sektörü kapsayan ambargo, İranı’ı günümüze kadar yıprattı ve yıpratmaya devam da ediyor.
İran Irak savaşı sırasında ölenlerin çok üstünde özellikle bebekler ve yaşlılar ilaç ambargosu karşısında çok daha fazla kayıp verdiler.
Şah Rıza Pehlevi, saltanatı için, asker ve istihbarat yetkililerine son derece büyük imkanlar sağlayarak, halkı ihmal etmesi sonucunda, Fransa’da sürgünde olan Humeyni, ülkeye çağırıldı ve aynı gün biri kaçtı biri geldi.
Ben çalıştığım şirketin İran masası sorumlusu olarak, demir ve çelik satmak üzere İran’a gidip geliyordum. Dönem Humeyni’nin son demleri. Mollalar devlet müesseselerinde yönetim kurulu başkanlıklarına veya genel müdür kadrolarına yerleştirilmiş, işten bihaber koltukta oturuyorlar. Bizim muhataplarımız da pırıl pırıl mühendisler, onlar da mollaya konuştuklarımızı tercüme ediyor. Mühendisler bize görüşmelerimizin devamı bahanesiyle bizden davet beklediklerini bir fırsatta kulağımıza adeta yalvararak fısıldıyor, çünkü Türkiye’ye bir davet sonrası bir daha İran’a dönmeyecekler. O dönemde pasaport çıkartma şansınız yok, onlar da biliyor ki, aydın, beyin gücü ülkeden kaçacak. Bana çok büyük miktarlarda paralarını İran’dan çıkarmam ve Türkiye’de onları namına bir döviz hesabına yatırmam konusunda çok talep oldu. Önce parasını çıkaracak, sonra bir şekilde kaçacak. Vatandaşınızın ülkesinden kaçmak istemesinin ne denli bir acıklı durum olduğunu düşünün, bayrağına, birliğine sahip çıktığı ülkesini ve birçok sevdiğini geride bırakacak ve herhangi bir medeni ülkede sıfırdan bir yaşama mücadelesine başlayacak.
İran’da olduğum dönemde, İran Irak savaşı devam ediyordu ve gece atılan füzelerin sabah nereye düştüğünü soruyorduk. Savaş bir yandan, yobazların baskısı bir yandan; zavallı aydın İran vatandaşları, bir inşaat kepçesinin ucunda hemen orada asılıyorlardı. Tahran’ın ana caddelerinden birinde, hemen yirmi metre önümde bir kadının; bu arada kadınların hepsi çarşafa mahkum edilmişti; saçının bir perçemi çarşaftan göründü diye yüzüne kezzap atılmış ve zavallı kadın apar topar hastaneye kaldırıldı. Olay önümde oldu ama böylesi bir vahşetin
olmasına ihtimal veremediğim için sonrasında sorup soruşturup gerçeği öğrendim. İran’lı aydın kadınların baskısı sonucu, tam yirmi yıl sonra saçlarının perçeminin görünmesine müsaade edildi. Yirmi yılda gelinen başarı trajikomik.
Cuma günleri İran’lı vatandaş futbol sahası büyüklüğündeki alanlarda toplatılır, beraber cuma namazı kılınır, namazadan önce tam bir saat beyin yıkama propagandası yapılırdı. Tahran sokaklarında yabancılardan başka kimseye göremezdiniz. Dahası var, savaşta eşleri ölen kadınlar, ortalık malı olmasın ve geçimlerini idame ettirebilsinler diye, muta nikahı adı altında, cami avlularında, imamlar tarafından, günlük, aylık, senelik ücreti karşılığı nikahlanıyordu. Bunun yorumunu size bırakıyorum, zorunluluktan gerekli de olabilir, gereksiz de.
Şah Rıza Pehlevi yönetimini hiç bir şekilde tasvip etmiyorum ancak, mollalarla gelinen noktayı size özetleyeyim. İran’ın bir Afrika ükesi kadar ihracatı var. İkinci kalite doğal gazını da ABD ambargosuna rağmen kaçak olarak satmasının dışında ciddi bir geliri yok. İran halkının bu baskıcı rejime karşı ikide bir ayaklanmasının en belirgin nedeni, açlık sınırının altında yaşama çabalarına isyan.
İran, savaşçı Pers İmparatorluğunun torunları, Kürk kökenli gelmiş geçmiş en büyük tarihi komutanlardan ve savaş esirlerini bağışlaması, adaleti ile, daha da önemlisi bizimle birlikte Haçlı Seferlerinde gidişleri ve gelişlerinde özellikle üçüncü haçlı seferinde haçlılara büyük zayiatlar vermesiyle ünlü İran hükümdarı. Diğer İran şahlarına baktığımızda, Osmanlıyı yendiği veya yenildiği savaşlarda sonuçta hep sulhü tesis etmiş bir devlet. Yıllarla o kadar sorunsuz yaşamışız ki, 1639 da yapılan sınır antlaşmamız, Kastri-Şirin anlaşması bugün halen geçerli. Daha da dahası var bu ülkede yaşayan çok vatandaşımız var. Tebriz ziyaretimde, halkın yüzde sekseninin Türk kökenli olduğun görmekten, etrafımda Türkçe konuşulmasını duymaktan yaban ellerde yalnız kaldığınızda, kendinizi vatandaşlarınızla bir arada görmenin mutluluğunu yaşadım.
Evet, İran’la ilgili anlatılacak çok şey var, bu savaşçı ülke ABD’nin korkulu rüyası oldu ve nükleer başlıklı füzelerin yerini çok sonradan bulup, dağın yedi kat derinliğindeki tesislerini imhası için çok uğraştı. Başarılı oldu mu, olmadı mı bilinmiyor ama ABD İran’ı vurmakta kararlı. Bana göre kaçınılmaz, muhtemelen bu sene içerisinde. Bir ülkenin istiklalini kaybetmesi, bu tahammül edilemez bir yara, milliyetçisiniz ve ülkenizi başkaları yönetiyor. Belki bir tek faydası olacaktır, o da, İran’daki orta çağ kafaların, bilgisizliğin, hurafe üretenlerin ve bunlara halkı inandırmaya çalışanların sonu olacak ve İran eski modern, çağdaş çizgisine kavuşacaktır.
Hoş kalın, esen kalın.

