Pazartesi, Şubat 16, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

MODASI GEÇMİŞ SİYASA

Deniz Aydın –Bilmem kaçıncı kez mecliste çıkan tartışma sonucunda milletvekilleri birbirlerinin üzerine yürüdü sayısını unuttum. Yürümekle kalmayıp yumruklar konuştu haber diliyle söylemek gerekirse. Onları akşam yemeği saatinde haber kanalında izlerken dondum kaldım, geçmişe gittim birden. Liseye başlamışım ilk yılım. Erken yaşta üzerime yüklü sorumluluklarım nedeniyle o yıllarda gerçekleşen büyük kavgaların falan zerre etkisi olmuyor üzerimde. Okuduğum lise zaten bölgenin, aktivitesi en bol eğitim kurumlarından. Gün geçmiyor ki baskın olmasın, korsan konmasın, polis gelmesin, kavga gürültü çıkmasın. İlk günüm, ilk ders. Birbirini tanıyanlar var, önceki yıldan sınıfta kalanlar. Aynı mahallede top koşturanlar çok da, karşı mahalleden bu lisede okuyan kimse bulunmuyor. Sakin sayılır ilk güne oranla. Aniden tekmeyle kapıyı açtılar. Bir elleri havada, görece bizlerden az büyük yaşta, üç genç. Önce sloganlar geldi, ardından bir tanesi, çok sayıda sınıf gezmekten belli ki sesi kısılmış, tam isimler anlaşılmasa da yakım zamanda kaybedilen öğrenci arkadaşlarımız adına saygı duruşu yapılacağını duyurdu. Herkes katılım gösterecekti ki arkamdan fırlayan kısa boylu, sarı saçlı, siyah deri montlu, cesareti kendinden menkul sınıf arkadaşlarımızdan biri, sınıfa girerek konuşma yapan gencin üzerine uçtu resmen. Anlın şaşkınlıkları ardından bir anda sınıfa giren üç genç tek güç olup vurmaya başladılar sınıf arkadaşımıza. Ama nasıl vurmak öyle böyle değil. Sanırım korkudan, lisede ilk günlerini yaşayanlar ve hayata da geç başlayanlar dondu kaldı. Ben tanımadığım halde daha ilk yumrukta bitiverdim yanlarında. Gözdağı böyle yapılırdı. Örneğini görmüştüm. Sonunu bildiniz bence, hiçbir olay olmamış gibi herkes kendi işine baktı. Kantinde çay içerken “Bu sınıftan bir halt olmaz” diyordu sınıf sorumlusu. Yanıldı aslında o sınıftan çok önemli isimler çıktı da konumuz bu değil. Önünü sonunu düşünmeden ölümüne birilerine vurmayı bilmekten geçen sempatizan boyutundaki kimliklerin hayli fazlaca olduğu siyasi dönemlerin sonrasında, aynı yumruklaşmayı görünce televizyonda ne yalan söyleyeyim şaşırdım. Bir başka şaşkınlığım, çoğu kimsenin kapışmayı ayırmak yerine kavgaya katılması. Dünya sevgi gününe birkaç gün kala ne kadar manidardı olan biten. Metaforla, hayatın kavgadan, mücadeleden oluştuğunu anlatan şair Orhan Veli bu kavgaları kastetmemiş hiç kuşkusuz. Samimi bir itiraf size, mecliste kavgaya karışanlar arasında görüp şaşkınlıktan neye uğradığımı şaşırdığım bir isim vardı. Yakından tanıdığım isimle ilgili gösterdiği saygıdan ve tevazudan dolayı çok takdir etmiştim. “Zaman ve Mekân” dememişiz boşuna Sermed Çınar ile birlikte. Gözü dönmüşçesine yapılan kavgaların gerçek anlamda bitmesini diliyorum. Bu modası geçmiş siyasa yerine, sadece ideolojilerin kapıştığı dönemler görmeyi hayal ediyorum….

Sermed Çınar – Deniz Aydın, yine bir güncel trajikomik konuyla geldin; E, ne de olsa senin işin televizyon yapımcılığı, dolayısıyla da görsel konuları yakalamak ve kibar kibar eleştirmek. Günün kahramanlarının adlarını vermekten imtina etmişsin anlaşılan. Neyse, görünen köy kılavuz istemiyordu zaten…

Hani bazı insanlar vardır, ekmeği sorarsın, sana buğdayın tohumunun tarlaya atıldığı andan başlar anlatmaya, ta ki fırında kızarana kadar. Bugün ben de biraz öyle yapacağım. Melih Gökçek, Ankara uzun dönem belediye başkanı. Ben kendisini delikanlılık çağından itibaren tanırım. Her ne kadar dayımla aynı siyasi görüşü paylaşmamış olsalar da, çok iyi arkadaş, hatta dosttular. Kendisi sık sık dayımın Ankara Samanpazarı’ndaki dükkânına gelir uzun sohbetler yaparlardı. Bunca yıl sonra, demek ki ne kadar dikkatimi çekmişse, Melih Bey, tek olan, ama her zaman tertemiz ve ütülü, koyu mavi renk takım elbisesi, beyaz gömleği ve kravatı ile ziyarete gelirdi, tam bir beyefendi gibi. Evet, kendisi son derece kibar ve sakin yaradılışlı birisidir. Bu ikili uzun yıllar, siyasi görüşte ayrı kutuplarda olmalarına rağmen yaşlanana kadar dost kalmayı bildiler. Mutedil yaradılışlı Melih Beyin, oğlunu da dövüş sporlarında yetiştirdiğini sanmıyorum. Televizyonda milletvekilleri arasında kavga ederken gördüğümde cidden çok şaşırdım. Ortada kavgaya neden olacak ciddi bir siyasi çekişme de yok. Bir daha tekerrürüne şahit olmak istemem. Bir kıssa anlatmak isterim size…

Karadenizde bir ilçede; hepsi için geçerli, onun için adını vermeye gerek yok; yeni atanan kaymakama ilçeyi gezdirirlerken, yol mezarlığa da uzanmış. Gezdiren başlamış anlatmaya. Bu falancanın mezarı, furdi, furuldi, ikici mezar, falanca furdi, furdi, furuldi, üçüncü mezar furdi, furdi, furdi, furuldi. Aynı misal bizim mecliste de olan bitenler.

Herkes birbirini furdi, furdi ama onlar da furuldi. Yani kazanan yok, nasibini alan var. Tabi tek taraflı oynamamak lazım, her kim bu kavgaya karıştıysa furdi ve furuldi.

Bizler bu tip meclis kavgalarını, genelde, Latin Amerika ülkelerinin meclislerinde görüyor ve bir komedi unsuru olarak niteleyerek, gülerek izliyorduk. Nerden bilirdik, atalarımızın “Gülme komşuna gelir başına” atasözünün bu denli etkili olup, ekranlarımıza taşınacağını. Bu meclis kavgaları sıklaşmaya başladı ve dozu da gün geçtikçe artmakta, bu gidişle siyasi partilerin kadrolarına, boksör, taekwondo ve benzeri sporları yapmış olan milletvekillerini katmalarında yarar olacaktır diye düşünüyorum; en azından meclis kavgalarına görsel bir renk gelecektir.

Deniz Aydın / Sermed Çınar – Ortak dileğimizdir zihin dilinin, ideolojinin kıyasıya tartışıldığı meclisleri izlemek televizyon kanallarından. Yetmişli yıllarda olduğu gibi er meydanı stüdyolarda herkes anlatsın vatana millete nasıl katkı sunmak istediğini, dileyen dilediği görüşü benimsesin. Ne dersiniz? Sevgiyle…


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir