PARDAYAN – HAYATIN İÇİNDEN TRAJİKOMİK DÖNEMLER
SERMED ÇINAR
Kendi yaşantımdan bir kesitle, sizlere yaşamın ne denli inişli, çıkışlı olduğuna dair bir örnek verip, sizlerin de benzeri merdivenlerden yukarı tırmanmak için çabalarınızı anımsatmak istedim.
Askerdesiniz, sosyal kimliğiniz kısa sürede fark ediliyor. İlk olarak, alay komutanının emriyle yılbaşı gecesi gazinoda, komedi tarzında, erlerden oluşan bir kadroyla bir piyes tertiplemem isteniyor. Hayatım zaten bir piyes de, sadece sahneye dökmemiştim. Yani nasıl bir şey komutanım diye sorduğumda, ben ne bileyim sana emrediyorum diyor. Zoru görünce alaydaki en komik suratlı erlerden bir ekip kurup, onları da komik kıyafetlerle donatıp, bütün salonun gösteri bittikten sonra bile kahkahaların devam ettiği bir eser yaratıyorum. Sonuçtan ben bile şaşkındım.
Sosyalliğim, alaya sabah sporlarını yaptırmakla devam ediyor, Alayı kuş bakışı bir yerden görüp, gereğini düzgün yapmayan bölüklere ceza verip push up yaptırma yetkim bile var. Bana özel bir kıyafet yaptırılıyor, tören takım komutanı oluyorum, törenlerde en önde, ayağını omuzuna kadar kaldırarak yürüyen asker var ya, işte o benim, veya ziyaretçi generallerimizi karşılayan benim. Alayın, albayın odasındaki sancağının her hafta sonu havalandırılması, bakımı ve en önemlisi emniyeti bende. Erkekler bilir, bir askeri birliğin sancağı çalınıp da Ankara genel komutanlığa götüren asker hemen terhis edilir. Bu farazi örnek, sancağın ne denli önemli olduğu ona bir zarar geldiğinde başta sorumlusunun askerliğinin bitmeyeceği anlamına gelir.
Genel merkezden bir bildiri gelir alayda arşiv kurulacaktır. Beni bulurlar, harika, Batman gazeteleri yazmış, 75 sene evvel Batman’da böylesi bir soğuk oldu diye. Yerde de kar var bir türlü kalkmıyor. Ben yarı bodrumda makamımda sıcacık ortamda, arşiv düzenlerken, iki gün sonra masamda bir yazı, sorumluluklarımın yoğunluğu nedeniyle atandığım arşiv görevimdem istifa ediyorum. Bana sadece imzalamak kalıyor. Rap rap rap, soğukta dışardasın, albay beni sahada görmek istemiş. Askerliğimin sonlarına doğru, gazino komutanı seçimi olacak, bütün rütbeliler salonda. Arkadaşlarım ısrar ediyor, sen de aday ol kazanırsın, sıcacık gazinoda askerliğin biter , operasyonlara çıkmazsın. Gazino subaylığı çok değerli, son anda ismimi yazdırıyorum ve kazanıyorum; devir teslim günü geldiğinde masamda bir yazı daha evvelkinin aynı. Rap rap rap, soğukta eğitimdeyim.
Askerliğin sonuna doğru, devre arkadaşlarımın hepsi orduda kalmak için İstanbul Heybeli adaya gittiler, sınav için, çoğu spor akademisi mezunu. Hiç biri kazanamadan da geri geldiler. Bir tanesi havuzdaki 4 adet metal halkaları dalıp toplayıp çıkacak. İki halkayı sağ koluna, iki halkayı da sol koluna takınca, havuzun dibine yapışmış, zor kurtarmışlar; tek kolda toplayıp, boşta kalan kolla yüzüp çıkması gerekiyormuş. Bir diğeri, adam dağcı komando, havuzun trampleninin son katına çıkarıp, çivileme atla demişler, atlayamamış, ya sen o yükseklikten iple koşarak iniyordun. Velhasıl olmayınca olmuyor. Bendeniz de orduda komando olarak kalmak istedim, eziyetten, zorluktan zevk mi alıyordum hatırlamıyorum ama bu iş için yaratıldığım kesindi. O günkü mevzuata göre harp okulu mezunlarının dışında muvazzaf alınmıyordu ancak bana ordu ihtiyacı, sınavsız ingilizce öğretmeni olabileceğimi bildirdiler. Büyük şehirlerde görev, en kötüsü Çankırı Astsubay Hazırlama Okulu, artık sen düşün dediler. Dediler, dediler de, ya sen her sabah üstün çıplak 5 kilometre koşuyorsun, son yüz metredeki deparın çoğunu erlerine kaptırmıyorsun, koşudan sonra seninle ağırlık çalışan erlerle hamam keyfi yapıyorsun; sürekli aktif, hareketli bir yaşamın içerisindesin. Hoca olmuşsun, kara tahtanın önünde, tebeşir tozuna mahkum, koltuğuna çakılı, zamanla göbek kaçınılmaz; bütün bunların muhakemsini yapıp, hayır! diyorsun.
Askerliği şükür bitirdim, biraz uzun oldu ama, aslında çok daha uzun da olabilrdi, her neyse, geldik büyük şehire, hayat devam ediyor; Kızılayın ortasında hanım ikaz ediyor, yere neden tükürdün, ne bileyim farkında değilim, dağda tükürüyordum. Neyse, bir müddet sonra şehirli olmaya adapte olup, bir işe giriyorsunuz. Şirketin imkanları muhteşem, ben yıl sonuna doğru işe girdiğim için, bana o sene temettü, yani şirket karından pay yok. Sade memurlar temettüyle hangi sıfır yerli otomobili alayım diye dertleşiyorlar. Vay! ben ne isabetli bir yere gelmişim diyorsunuz, bir sene sonra temettüyle ancak motosiklet alabilyorsunuz; bahtsız Bedevi misali.
Piyes bile yazıp, yönettim, artık benim piyesime yaklaştık. Siz iş yerinde yeni personelsiniz, Yüz metre kare salonda şefler müdürler, yardımcıları pencere kenarlarında masaları, arkalarında klimaları çalışıyorlar, siz de ortada mostralık, masanızda, 5 sayfalı, 4 karbon kağıtlı trafik poliçesi kesmek için, daktilonun tuşlarına sert sert vuruyorsunuz; öne eğilmekten kambur olma riski de cabası. Böylesi bir çalışma gününde, bir bakıyorsunuz, bölük komutanınız, sizi sora sora koca Ankara’da bulmuş ziyaretinize gelmiş; Ankara’ya tayin edilmiş. Onunla salonun ortasında bir yandan çay içip bir yandan, işi aksatıp amirlerden sıkıntı görmemek için, daktilonun tuşlarına vurarak, sohbet ediyorsunuz. Burada komutanın gözlerinden, ya! sen alayda aslandın, kartaldın, kimseyi değil iftihar ettiğim askerim olarak seni bulmak için geldim de, ne buldum ifadesini okuyorsunuz. Yani çalışmak ayıp değil elbette ama, o işin, bana imkanları çok iyi de olsa yakışmadığını komutanın gözlerinden okuyorsunuz. Muhakkak ailece görüşelim dedi ama bir türlü utancımdan gidemedim.
Evet, iş hayatım sonrasında hep benzer koltukta geçti, zamanla bu koltuk cam kenarına, klimaya nazır oldu ama, bana yakışan iş, hareketli, aksiyonu olan, macera dolu olmalıydı. İş hayatımın kopma noktası, askerde terhis bırakma imkanının olmayışında çakılı kaldı.
Gençlere ve büyüklerine bir tavsiye; bir arkadaşımın oğlu beni samimi bulduğu için, ağabey ben kabiliyetsiz bir adamım, hiç bir kabiliyetim yok diye dert yanmıştı. Kendisine herkesin en azından bir işe kabiliyeti vardır deyip onu sorgulayıp, kabiliyetini tespit edip, bu işte yürü dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Kendisinden o kabiliyetini fark ederek çok iyi yerlere geldiğini de iftiharla takip ettim. Size yakışan, yapınıza uygun, severek yapabileceğiniz işlere yönelin, konuya maddi olarak bakmanın yanlışlığını zamanla zaten fark edersiniz. Kısacası, yerine göre siz kötünün iyisi olmaya koşun, gerisi gelecektir. Ebeveynlerinize de kulak asmayın.
Hoş kalın, esen kalın.


