Salı, Şubat 10, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

LİYAKAT

Semih – Yirmi yıl önce Zik Zak adıyla gerçekleştirdiğimiz, farklı tezleri savunup doğru yolu bulma çabamıza, zamanın ikimize de kattıklarıyla, kaldığımız yerden devam etmenin bende yarattığı heyecanı anlatamam. O yılların revaçta konu başlıklarını ele alıp değerlendirmenin zorluklarını da hatırlıyorum. Yazarken uyguladığımız otosansürün haddi hesabı yoktu ve biz içimizde oluşan yangını harladıkça daha bir zorlanıyorduk kalemlerimize karşı mücadelede. Onca yılın ardından ne değişti derseniz, olaylara bakış açımızın zenginleştiğini, ruhumuzun güçlendiğini, hayatı anlamlandırma çabamızın tahminlerin ötesinde geliştiğini, buna karşın zorunlu hallerde konuların etrafında dans edip, öze dokunmamayı başardığımızı söylemem mümkündür. Bizi anladığınızı artık biliyorum. Hitap ettiğimiz sizlerle, aramızdaki bağların nasıl oluştuğunu ve biz anlatmadan mesajlarımızın nasıl anlaşıldığını anlatırsam olmaz… Konu “liyakat” olunca paylaşmasam olmazdı. İktisat fakültesinde öğrenciyken hocalarımız Erol Manisalı, Erdoğan Alkin, Akın İlkin, Yüksel Ülken, Türkel Minibaş’tı. Tümünü yazmak isterdim, diğer hocalarımız gönül koymasın bana. Biliyor musunuz, bu çok özel insanlar tek bir hedefle görev yaptılar. Güzel ülkemize iyi iktisatçılar yetiştirmek. Bu bölümde yetişkin yaşlarımda okuduğumdan Türkel hocayla arkadaş olmuştuk. “Yürekli kadın” derdim ona. Sermaye, emek ve bugün sizlerle paylaşacağımız liyakat konusuna büyük önem verirdi. Bir de ülkemize yaraşır nesiller yetiştirmeyi ilke edinmişti. Mekânları ışık olsun hocalarımızın, tanıyanınız çoktur…

Yeni yazı dizimizde ilk bölümümüzü sakin geçeceğini umduğumuz konu başlığına ayırdık. Konu başlığı sakin(!) ancak perdeyi açınca sizler ne kadar sakin kalacaksınız bilemiyorum. Zira “liyakat” kelimesinin hepimizi nasıl yıprattığını tahmin edersiniz. İşin bilimsel şekli ile karşınızda olacağız buna inanın. İzel Hara, onca yılın radyo ve televizyon programcılığının yan sıra kendini insan kaynakları konusuna adamış emek profesyoneli olarak başlığımıza yakışır vaziyette detaylarıyla deneyimlerini paylaşacak sizlerle. Dilimize pelesenk, “liyakat” göründüğü kadar masum bir kelime değil hepiniz biliyorsunuz. Hazırsanız başlıyoruz…

İzel – Öncelikle köşemizin adını çok beğendiğimi söylemeliyim. Dil devriminde oluşturulan bu kelime içinde o kadar önemli kavramlar var ki, yıllar önce makaleler yazdığımız Zik Zak adlı köşemizin içindeki mecazi olumsuzluğu barındırmaması dahi yeterli sebep benim için. Bilirsin, yaşamın hiçbir evresinde ben zik zak yapanlardan olmadım. Hele medyada neler yaşadım da asla taviz vermedim duruşumdan biliyorsun. Biz giriş bölümümüzü “liyakat” biçiminde belirlerken içinde bulunduğumuz ortamı kökten etkileyen “yönetme” kavramını ele almak durumunda kalacağız tabi ki. Hazır gazetemiz fırsat tanımış ikimize, öyle evirip çevirmeden, dosdoğru anlatalım olması gereken ile memlekette olanı biteni…

Semih –Bölüm konumuza başlıklar açmalıyız. İnsanın topluma farklı alanlarda kaynak olabilme hali, liyakatin nasıl oluşturulduğu ve belirlendiği, toplum faydacılığını gözeten kişilerin başarılı olacakları mesleklerde görevlendirilmelerinin nasıl mümkün olabileceği, doğru personeli seçme yöntemiyle, seçecek yöneticilerin pozisyonu, onları da seçenlerin değerlendirme kriterleri, nihayetle tüm bu aşamaların olması gerektiği gibi yapılamasıyla bitmeyeceğinin kanıtı bir başka önemli husus emeğin değerini bulmasının sağlanması ile artı değer oluşmasının önüne geçilmesi. Kıdemli bir insan kaynakları müdürü olmanın yanında, mesleki gelişmelere katkı sağlaman nedeniyle İK profesyonellerinin oylarıyla Türkiye’nin en yetkin CHRO’su seçilmiştin. Buna da değinelim isterim.

İzel – “Happy Place To Work” tarafından düzenlenen bir organizasyonla, insan kaynakları profesyonellerinin oylarıyla, Türkiye’nin en yetkin 100 İnsan Kaynakları Yöneticisinden biri olarak seçilme gururunu yaşadım. Belki, yirmi senelik insan kaynakları deneyimim boyunca gösterdiğim liyakatin, bana bu yılların teşekkürü mahiyetinde taktığı bir taç oldu seçilmem.

Zira, her zaman çalıştığım kurumlarda kültüre ve insana değer verdim. Bu konuda, zaman zaman otoriteyle ters düşmek zorunda kalsam dahi bu çizgimden asla taviz vermedim…

Radyo programcılığı ve insan kaynakları arasında bir benzerlik olduğunu düşünürüm hep. Radyo yayınlarında da insanların mutluluğunu ön planda tutarak, herkes doğru iletişim metoduyla yaklaşmaya gayret ederdim. İnsan kaynaklarında da şirket içinde aynı bilinçle hareket ediyorum. Aslına bakarsan, insan olarak hepimizin beklentisi aynı: “değer görmek” ve “mutlu olmak” bu nedenle bu yörünge etrafında profesyonel hayatını kurgulayan bir kişinin başarısız olması, pek olası değil.

“liyakat” kelimesinin kökenine baktığımızda, Arapçadaki “liyaka” kelimesinden geldiğini görüyoruz. Anlamı, “yakışma, layık olma” İş hayatındaysa, bazen ne yazık ki her çalışanın o pozisyona “en yakışan kişi” olmadığına şahit oluyoruz. Bu durum da aklımıza şu soruyu getiriyor: “bu pozisyonu daha iyi / doğru yerine getirebilecek birisi varken, neden bu kişi?” Bu pozisyonda, karşımıza çıkan tablo genelde, o kişinin birilerinin yakını, tanıdığı olması şeklinde gerçekleşiyor. Oysa biz bir kişiyi işe alırken hep şunu sorgularız: “bu iş için gereken yetkinliklere sahip olan, bu işi en iyi şekilde icra edebilecek kişi bu aday mı?” Ne zaman ki, bu sorunun cevabının “evet” olmadığını bile bile, o kişiyi bir nedenle yine de işe alıyoruz, orada liyakatten söz etme imkânımız kalmıyor. İş kalitesinin düşmesine, iş sonuçlarının beklenenin altında kalmasına en önemlisi de markaya olan güvenin yok olmasına neden oluyor böyle durumlar. Liyakatli çalışan, pozisyonuna bilgi birikimiyle geldiğinden çok daha iyi sonuç üretirken, liyakatsiz çalışan için aynı methiyeleri sıralamak mümkün olmuyor…

Semih – Ülkemiz adına bir değerlendirme yapsak, yönetim kadrolarında yer alan kişilerin liyakat konusunda yaklaşımlarını nasıl buluyorsun?

İzel – Bu biraz üst yönetimle ilişkili. Şirketin tepesindeki patron/genel müdür, tanıdığını, eşini, dostunu yönetime getirmediyse, profesyonel yöneticiler istihdam ettiyse, bu kişiler gerekli yetkinlik setine sahip çalışanları işe alarak başarılı olabileceklerini biliyorlar. Ama tepe yönetim, “para yabancıya gitmesin” diyerek yöneticileri tanıdığı kişilerden seçtiyse, şirkette liyakatin esemesi bile okunmuyor.

Semih- Deneyimli İ.K. uzmanı olarak birkaç maddede özetlesen, ne yapmalı da uygun kişiyi seçmeli? Yönetici tarafsız bir seçim için nasıl bir yol izlemeli?

İzel – Beni işe alan ilk patronumun sözüydü: “Kavun değil ki koklayıp alalım” derdi. Bu nedenle yirmi senelik kariyerim boyunca bugün de tam cevap veremediğim bir sorudur. Ama birkaç maddeyle özetlemem gerekirse, öncelikle samimiyete değer veririm personel görüşmelerimde. Yapılan hataların cesurca itiraf edilmesini kıymetli bulurum. Özellikle yapılan hatalardan ders alındığını, öğreti çıkarıldığını anladığımda adayın değeri gözümde artar. Bu nedenle, önceden doğru soruları hazırlamaya çalışırım her iş adayı için. Başvuran tecrübesini özetlerken, yetkinliklerini anlamaya çalışırım. Ayrıca referans kontrolüne çok önem veririm. “Yaptıklarım, yapacaklarımın teminatıdır…” bakış açısından yola çıkarak adayın, çalıştığı eski firmasındaki yöneticisinden bilgi almak çok kıymetlidir benim için. Son olarak görüşmeye gelen adayın kılık kıyafetine ve tavrına dikkat ederim. Bir taraftan, görüşmeye gelirken giyim kuşamına dikkat etmesini, diğer taraftan “usul esastan, üslup mesajdan önce gelir…” sözünü hayatına yansıtmış olmasını beklerim.

Semih – Hazır konu buraya gelmişken, iş başvurusu yapanlar açısından değerlendirme yapsan okurlarımız için de. Kişi mesleğine ilişkin liyakatini kendi kendine anlayabilir mi? Son yıllarda bu konuda yanılgılar gözlemliyorum.

İzel – Aynaya baktığımız zaman yüzümüzdeki sivilceyi görebiliriz belki ama, midemizin ağrımasının sebebini anlamamız güçtür. Genel olarak yaptığımız iş ile pozisyonun teknik uygunluğunu kıyaslamamız kolay olurken, konu yetkinliklerin karşılaştırılması aşamasına gelince kendimizi olduğumuzdan daha güçlü/yetkin görüp yanılabiliriz zaman zaman. Yetkinlik seti dediğimiz kavram, teknik donanımdan farklı, çalışarak/okuyarak değil, yaşayarak/deneyimleyerek kazanılıyor. Bu nedenle kendimize, çalıştığımız konuyla ilgili zaman tanımalı, daha fazla fotoğraf biriktirmek için şans vermeliyiz. “Oldum” demek baştan yarışı kaybetmemize neden olur. Hangi yaşta olursak olalım, herkesten öğreneceklerimiz olabileceğini kabul etmeliyiz.

Semih – Anlattıklarını değerlendirdiğimde, insan hayatında “liyakat” kavramının birçok değişkeni barındırdığını anlıyorum. Değişkenliğin olmadığı gerçeğinse seçilenin mesleğinin üstün özelliklerine sahip olması gerektiği durumu. Seçenin de, seçilenin de, burada sahici olması, belki de etik davranması gerekiyor gibi geliyor bana. Kaliteli insan olmak, hayata saygı duymak, toplumun haklarını gözetmek bir yanda, seçtiğin meslek konusunda kendini geliştirmek, yeniliklere uyum sağlamak, “hak etme” kavramını benimsemek diğer yanda. Bu durumun ülkemizde nasıl hoyratça kullanıldığını neredeyse her sektörde görüyorum. Kurumsallar dahi bu yanlışın içinde bocalamaya devam ediliyor. Eski düzen ilişkilerden kopamıyor. İnsan faydacılığını önceleyen bireylerin dünyanın her yerinde olması dileğiyle…

İzel – Bir sonraki bölümde buluşmak üzere. Kendinize iyi bakın. Esenlikler…


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir