Cumartesi, Ocak 24, 2026
Köşe YazısıManşet

Haberi Paylaşmak İçin

GERİYE DÖNÜŞ

Deniz Aydın–“feedback” kelimesine oldum olası pek ısınamamışımdır. Kelimenin Türkçe yerine İngilizce oluşuna mı yanayım, Avrupalı görünebilme çabasıyla hareket eden konuşan, çevresinde eleştiri bombardımanına tuttuğumuz, her seferinde vazgeçirmeye çalıştığımız iş arkadaşlarıma mı sitem, yoksa kelimenin anlamında saklı mekanik denetlenme ve sonuçlar çıkartma yöntemine mi varın siz bulun. Hele medyada görevliyseniz yandınız her gün karne alırsınız. İşe bak onun da adı “rating” biliyorsunuz. Büyük emeklerle hazırladığınız projeleri birileri izliyor, milyon dolarlık firmalar oradan gelen sonuçlara reklam yatırımı yapıyor. Bak sen. İnanılmaz yöntemler bularak(!) gerçekleştirilen ölçümler sonucunda yapımcılar olarak geleceğiniz belirleniyor. Sermed Çınar ve benim yaşamım da böyle geçti aslında. Ektiğimizi biçtik nihayetinde. Ama manipülasyon yaparak değil. Gerçek hayat böyle ilerlemiyor. Bunu biliyorsunuz sizler. Lisede, üniversitede, sonrasında canım ülkemizin gelişimine katkı olsun diye didinip durduk. Partilere değil, yalnızca devrime sorumlu olduğumuzgençliğimizde, bu modası olmayan siyasanın peşinde koşmadık. “Kral çıplak” diyebilmekonusunda mahirdik. Güzel güzel okuyup, notları alamadık biz. Anlayacağınız kötü kötü çocuklar olduk iyilikler yapabilmek adına, elimizden geldiğince. Kuşkusuz bu halimize aldığımız feedback (!) başka türlüydü. Yıllar sonra yazdıklarımıza sizlerden gelen geri dönüşlerse ne kadar memnunluk verici siz biliyorsunuz. “Erdek memleketin bir ucu.” demeden türlü türlü memleketlerden yazılarımıza yorumlar yapan, tekdir eden herkese teşekkürler ediyoruz ve ilk kez “rating” işe yaradı diye mutlu oluyoruz. Konumuz bu değil de, haksızlık olurdu sizlerden söz etmesem. Geri dönüşlerle başlamışken söze, böyle devam edelim isterim. Sermed Çınar’a bırakırken lafı yine yapacağımı yapıyor ve kolayını yazıp, zoru kalemine emanet ediyorum. İyi ediyor gibi hissediyorum. Can alıcı soruyu soruyorum. 2026 yılı maaş artışı, emeklilerin durumu, memnuniyet analizin nedir. Geri dönüşleri böyle bir konuyla ilgili nasıl değerlendirirsin?

Sermed Çınar–Ülkenin içinde bulunduğu türlü sorunların azlığı, çokluğu, içinden geçilen konjonktür ve daha bir çok nedenle ekonomik adımlar değişken olur. En çok emekçilerin, küçük esnafın, dar gelirlinin, emekli-dul-yetim ve engellilerin dertlendiği dönemlerdir bu zamanlar. İçinden geçtiğimiz dönemi anlatıyorum, ama ben kendimi bildim bileli sanki hep böyleydi. Ne olur olur, en fazla dert çeken çok fazla emek veren olurdu. Bundan dolayı grevler yapılırdı. Yürüyüşler, anlatmayayım sonu yok biliyorsunuz. Yine de faklı adımlar atılabilir, örneğin emekli olduğumuzda aldığımız toplu parayla küçük yatırımlar yapardık. Küçük yatırımın adı, bir adam gibi oturulacak daireydi. Şimdilerde yeni emekli olanlar bilir, istediği vasıfta bir arabayı dahi alamıyor. Eskiye özlem derken, nerede o eski bayramlar, o kutlamalar demek istemiyorum, nostalji yaşatmak istemiyorum ama gelinen nokta sıkıntılı. Türkiye kendine yeten, dışarıdan sadece teknoloji ithal eden ülkeydi şimdilerde hayvan için samanı bile ithal ediyoruz; trajikomik. Gençliğimde Macaristan’a pek imrenirdim, gerçek anlamda bir komünist ülkeydi, kurallarını kitabın yazdığı biçimde uygulayan. Macarlar ithalat ve ihracat yapmayan, yani ne alır ne satardı, kendi ürettikleriyle, tabir yerindeyse kendi yağıyla kavrulurlardı. Bizim kuşak Macarlar, orta yaşlarında çikolatanın varlığı ile tanıştılar, ülkede kakao üretilmediği veya üretilemediği için olduğundan bihaberdiler, neleri eksik kaldı peki. Hiçbir şeyleri. Bilmezsen zaten talep edemezsin. Fakir ülke bilinçli büyüme ile sonuçta istediği yere geldi. Bu büyüme de bilinçli halkla olur. Öyle bir nesil yetiştirdiler ki bunu sizlere tarihten çarpıcı bir örnekle anlatayım. Macarlar 150 yıllık Türk egemenliğine son verdiklerinde, “iyi ki bunca zaman Osmanlı hükümranlığında kalmışız, bizleri asimile etmediler, kendi özümüzü ve benliğimizi kaybettirmediler, dinimize baskı yapmadılar, geleneklerimize karışmadılar, son derece şanslıyız” demişlerdi. Bu bilinçli topluluk dahasını da yaparak, son Osmanlı Valisi Abdurrahman Abdi Paşa’nın, başkent Budapeşte’de Buda Kalesi’ni bir avuç askerle günlerce savunduğunu, kahramanca öldüğünü söyleyip, öldüğü yerde kendisine bir anıt mezar yaptırdılar ve üzerine “1686 Eylül ayının 2. Günü öğleden sonra yaşamının 70.yaşında maktul düştü. Kahraman düşmandı” diye yazabilecek kadar takdir duygusu gelişmiş, bilinçli bir nesil yetiştirdiler. Ne demişler, bilinçli bir nesil yetiştir, yarınından endişe etme. Aslında dememişler de, ben dedim.

Deniz Aydın – Ülkemizin kendine yettiği, üretimini kendinin gerçekleştirdiği, emekli maaşıyla ev alındığı günleri, bunu başarabilen ülke örneğini verince üzülmemek elde değil. Emeklilik denince, yalnızca maaşlar ve sair önemli konular gelmiyor benim aklıma. Başka sorunları beraberinde taşıdığı dertlere empati yapıyorum senin de yaptığın gibi. Örneğin çıraklığın sigorta başlangıcına eklenme sorunu, sonra küçük yaşta güvencesiz çalışan çocuk işçiler. Ya düşük maaş gösterilme hali ona ne demeli? Hepsinden ilginç olanı koskoca devlet kurumu TRT’nin yıllarca “akitli” tanımıyla onlarca yıl insanları kadrosuz çalıştırma durumu. İçinde olmasam bilemezdim. Milenyum vardı hatırlarsınız. İşte o yılın mucizesi bir tek sanırım medya emekçisi olarak çalışan TRT’deki arkadaşlarıma yaradı. O yıldan sonra sigorta kavramı da başladı. Tabi iş kaybına uğrayanlar oldu diğer yandan. Düşünsenize en yakın ev arkadaşım yıllarca TRT’de çalıştı. Bir gün dahi sigortası olmadan. Gün boyu onca programa katkılar sundu. Bizim ülkemizde ve medya sektöründe öyledir. Hakların devri adı altında evrak imzalarsınız ve bir kez bedel alarak ömür boyu sizin olacak gelirinizi karşı tarafa verirsiniz. Sanmayın yalnızca sektörümüzde böyle. Kime anlatıyorum? Sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz durumları. Hem sigorta olabildiğince geç başlasın, hem asgari ücretten gösterilsin, hem emekliliğiniz garabet nedenlerle geç gelsin, emeklilik tazminatı kuşa dönsün, peki emeklilik maaşı ne olsun? Geriye dönüş, “feedback” dendiğinde merak ediyorum neler yapılacağını. Bizler, televizyon programlarımızın yayınının sabahında taze taze çıkan “rating” karnemizi elimize alır, notlar başarılı değilse kara kara düşünürdük ne yapmamız gerektiğini. Zira izleyicimiz az olur ve program ilk on içinde yer almazsa vay halimize. Başarılı iş yapmak adına gece gündüz çalışırdık. Bir de geleceği öngören(!) tüm gelişmeleri yazan medyatava. Biliyor musunuz, kanal toplantısından yeni çıkmışız, bir proje için el sıkmışız, medyatava bizden önce yazardı neler olacağını. Kısacası çalışırken karne almak bir yanda, önce kendi içimizde notumuz verilirdi yaptıklarımıza ilişkin. “Medya tava yazmadıysa doğru değildir” cümlesi buradan gelirdi. Hâlâ devam ediyorlar yayın hayatına. Kuşkusuz medya organları sıklıkla nasıl değişimlere uğradıysa orası da değişime uğramıştır. Sahipleri değişmiştir zamanla. Sermed Çınar ile benim yazdıklarımıza, değindiğimiz konu başlıklarına dair karne notumuza gelince sizler not veriyorsunuz. Umarım olumlu olur her zaman. Velhasıl kelam her işin geri dönüşü oluyor yaşadığımız dünyada. Tek geri dönüşü olmayan da, alın teri karşılığı sunulan bedel. Onun geri dönüşü gerçekten de asla olamıyor…

Sermed Çınar / Deniz Aydın – Şapkasını önüne koyup bin düşünen, bir söyleyen, bunu da yeterli miktarda söyleyen kişilerin yanınızda olması temennisiyle. Erdek Doğuş Gazetesi bünyesinde eğer gazetemiz uygun bulursa, arkadaşlarımın katkısıyla yazarlar ve eserleriyle ilgili bir projeyi sizlerle buluşturmayı umuyorum. Hazırlık olsun diye de evin kütüphanesini taradım. Karşıma “Ayak Bacak Fabrikası” çıktı. Yazar Sermet Çağan. Altmışlı yılların hemen başında kaleme alınmış. Sevgiyle…


Haberi Paylaşmak İçin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir